Türkiye'nin UCM Taraf Devletler Kurulu konuşması Yazdır e-Posta
Haberler
Pazar, 06 Aralık 2009 20:11

 

Türkiye’nin, Lahey’de düzenlenen Uluslararası Ceza Mahkemesi Taraf Devletler Kurulu’nun 8. Oturumu’nda 20 Kasım 2009 tarihinde yapmış olduğu konuşma metnidir.

Çeviren: Özlem ALTIPARMAK


 

 

Sayın Başkan,

Saygıdeğer meslektaşlar,

Baylar ve bayanlar,

 

 

Genel görüşme gündem başlığı altında Uluslararası Ceza Mahkemesi Taraf Devletler Kurulu 8. Oturumu’na seslenme fırsatına sahip olduğum için minnettarım. 

 

Bu oturum müzakerelerinin, Mayıs 2010 Gözden Geçirme Konferansı’nın gidişatı üzerinde büyük etkisi olacağına inanıyorum.

 

Öncelikle, Türkiye’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni meydana getiren ideal ve prensipleri tümüyle paylaştığını belirtmek isterim. Özellikle şiddetli çatışmalardan çıkan ülkelerde,  cezasızlık kültürü ile mücadele etme ve adaletin geliştirilmesi konusundaki acil ihtiyaç, Roma Konferansı’nın toplandığı ilk zamanlar kadar, bugün de güçlüdür. Pek çoğunuzun bildiği gibi, Türkiye, Roma Statüsü’nün kabulüne öncülük eden müzakerelerde yer almıştır. Ayrıca New York’taki Uluslararası Ceza Mahkemesi Dostları Grubu faaliyetleri içinde 2004 yılından beri yer almaktayız. 

 

Türkiye’nin Roma Statüsü’nü onaylaması için gerekli olan hukuku düzenlemeleri konusunda oldukça güçlü bir konumda olduğunu söyleyebilmekten memnunum. Mevzuatımızı Statü maddeleri ile uyumlu hale getirmek ve mahkeme yargılama yetkisine giren temel suçların Türk Ceza Kanunu’nda yeterli derecede yansıtılmasını sağlamak üzere önemli hukuki ve anayasal değişiklikler gerçekleştirilmiştir.

 

Her şeyden önce, Türk vatandaşlarının Uluslararası Ceza Mahkemesi kapsamındaki suçlar nedeniyle, bir başka ülkeye iadesine izin veren çok önemli bir anayasal değişiklik, 2004 yılında kabul edilmiştir.   

 

Ayrıca, mevzuatımız Roma Statüsü ile şuanda daha uyumlu hale gelmiştir. Yeni Türk Ceza Kanunu’nda soykırım ve insanlığa karşı suçların yer alması konusundaki değişiklik de 2006 yılında kabul edilmiştir.     

 

Statü ile mevzuatımızın, özellikle savaş suçları ve saldırı suçu bakımından daha uyumlu hale getirilmesi konusunda halen ek düzenlemeler gerekli ise de; Türkiye, Başbakan Erdoğan tarafından 2004 yılında dile getirilen, mahkemeye taraf olma konusundaki amaca bağlı kalmaya devam etmektedir.

 

Bununla birlikte, vurgulamak isterim ki Türkiye, Roma Statüsü’ne ilişkin iki temel konuda, ciddi kaygılara sahiptir:

 

İlk olarak, müzakereler esnasında, ülkemin çabasına rağmen, terörizm suçunun Statü’ye dahil edilmeyişi çok ciddi bir eksikliktir. Türkiye, bu nedenle Gözden Geçirme Konferansı esnasında terörizm suçunun Statü’ye dahil edilmesini içeren Hollanda’nın önerisini şiddetle desteklemektedir. Aynı zamanda, Trinidad ve Tobago tarafından sunulan, uluslararası uyuşturucu ticaretinin Statü kapsamına alınması yönündeki öneriyi de destekliyoruz.

 

İkinci olarak, saldırı suçuna dair kabul edilecek kesin tanım ve Mahkeme’nin bu suçla ilgili yargılama yetkisini ne şekilde kullanacağı bir diğer kaygı kaynağıdır.

 

Daha önceki toplantılarda vurgulandığı gibi, saldırgan olduğu iddia olunan devletin rızası, sadece devlet başvurusu ve savcı tarafından resen başlatılan soruşturmalar ile ilgilidir. Bu nedenle, devlet başvurusu ya da savcılık tarafından resen soruşturma açılması halinde, Mahkeme’nin saldırı suçuna ilişkin yargılama yetkisini kullanması, saldırgan olduğu iddia olunan devletin saldırı ile ilgili değişikliği kabul etmesi halinde mümkün olmalıdır.  Diğer bir deyişle, eğer saldırgan olduğu iddia olunan devlet, değişikliği kabul etmemişse ya da bu devlet Roma Statüsü’ne taraf değilse, Mahkeme, saldırı suçuna ilişkin yargılama yetkisini kullanamaz.

 

Statü’nün 121. maddesinin 5. paragrafı uyarınca “Bu statünün 5-6-7 ve 8. maddelerinde yapılan değişiklikler, onay veya kabul araçlarının bildirilmesinden bir yıl sonra, değişiklikleri kabul etmiş taraf devletler için yürürlüğe girer. Mahkeme, değişikliği kabul etmeyen bir taraf devletin uyrukları tarafından veya ülkesinde meydana gelen bir suç ile ilgili olarak yargı yetkisini kullanamaz.”

 

Bu düzenlemeye ek olarak aynı maddenin 6. paragrafı, değişikliği kabul etmeyen Taraf Devletler’in Statü’den çekilme hakkını vermektedir. Bu anlayış, Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi 34. maddesinde kabul edilen “Bir sözleşme, üçüncü bir devletin rızası olmadan, o devlet için haklar ve yükümlülükler yaratamaz” şeklindeki evrensel kuralı yansıtmaktadır.

 

Bu nedenle, değişikliği kabul etmeyen taraf devletler ile taraf olmayan devletlerin eşit şekilde muamele göreceği ve devletlerin rızası olmadan sözleşmeye dayanan herhangi bir yükümlülüğün ihdas edilmeyeceği düşüncesindeyiz. Bunun dışındaki herhangi bir girişim, yukarıda bahsedilen hukukun temel ilkesini açıkça ihlal edecektir.

 

Diğer taraftan, Savcı’nın saldırı suçuna ilişkin soruşturma yürütmek üzere makul nedenler olduğu sonucuna vardığı durumlarda, Savcı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ilgili Devlet tarafından saldırı eyleminin gerçekleştirip gerçekleştirilmediğinin tespitini sağlamalıdır. Bizim bakış açımıza göre, şayet Güvenlik Konseyi böyle bir tespit yapmışsa, Savcı saldırı suçuyla ilgili soruşturmasına devam edebilmelidir.

 

Sonuç olarak, belirtmek isterim ki, terörizm suçunun Roma Statüsü’ne dahil edilmesi ve saldırı suçunun tanımı konusunda Gözden Geçirme Konferansı görüşmelerinin sonucu, Türkiye’nin Roma Statüsü’nü onaylaması açısından büyük belirleyiciliğe sahip olacaktır.

 

İlginiz için teşekkür ederim.