UCMK faaliyetleri, 2012-2014 arasında KAGED tarafından uygulanan "İnsan Haklarının Korunması ve Geliştirilmesine Yönelik Karar Alma Süreçlerinde Diyalogun Arttırılması için STK Ağlarının Güçlendirilmesi Projesi" kapsamında Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından ortaklaşa finanse edilmektedir.

Bağlantılar

 

Anasayfa YAYINLAR Makaleler Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uygulamalarına Genel Bir Bakış
Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uygulamalarına Genel Bir Bakış Yazdır e-Posta
Yayınlar
Yusuf Aksar tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 26 Nisan 2008 14:51

 Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uygulamalarına Genel Bir Bakış 

 

(http://www.usakgundem.com/makale.php?id=364)

 

Yusuf AKSAR* 

 

ÖZET 

 

17 Temmuz 1998 tarihinde uluslararası toplum, Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nü kabul etmiş ve 60 devletin onayının tamamlanmasıyla 1 Temmuz 2002’de Mahkeme görevine başlamıştır. Mahkemenin temel özellikleri şu şekilde belirtilebilir: a) Uluslararası kişiliğe sahip sürekli ve bağımsız bir kurum olma, b) ulusal mahkemeleri tamamlayıcı nitelikli yargı yetkisine sahip olma, c) sadece bireyler üzerinde uluslararası düzeyde uluslararası cezai sorumluluğu tesis etme, ve d) maddi yargı yetkisinin savaş suçları, insanlığa karşı işlenilen suçlar, soykırım suçu ve saldırı suçuyla sınırlı olması. Haziran 2005 itibariyle, Mahkeme önünde dört olayla ilgili hazırlık soruşturmasının yapılması söz konusudur.

 

 

Bunlardan üç tanesi, bizzat Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda Cumhuriyeti ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nin kendi ülkelerinde işlenilen suçlarla ilgili olarak Mahkemenin Savcılık Makamına başvuruları, dördüncüsü ise Sudan’ın Darfur bölgesiyle ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1593 (2005) sayılı kararı ile Mahkeme önüne taşınmıştır. Bu makalenin amacı, genel olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Mahkemenin ilk uygulamalarını uluslararası ceza hukuku bakımından değerlendirmektir.     

GİRİŞ 

 

Uluslararası hukukta devletlerin sorumluluğunun yanı sıra, bireylerin cezai olarak sorumlu tutulabilmeleri ve işlemiş oldukları uluslararası suçlardan dolayı ulusal ya da uluslararası mahkemeler aracılığıyla cezalandırılmalarının sağlanması, uluslararası ceza hukukunun en temel amaçlarından biri olmakla beraber, bireylerin sorumluluğu konusunun uluslararası alanda uygulanması oldukça yenidir. Devletlerin kendi vatandaşlarını uluslararası suç sebebiyle ulusal mahkemelerde yargılamak istememesi nedeniyle, uluslararası nitelikli cezai kurumların kurulması kaçınılmazdır. Bundan dolayıdır ki, II. Dünya Savaşı’ndan sonra 1945 ve 1946 yıllarında, galip devletler tarafından Alman ve Japon savaş suçlularını yargılamak için, Nuremberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi (Nuremberg Mahkemesi) ve Tokyo Uzakdoğu Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi  (Tokyo Mahkemesi) kurulmuştur.[1]

 

Nuremberg Mahkemesi’ni kuran Londra Antlaşması’nın eki, Statüsünün 2. maddesi gereğince, Mahkeme galip devletlerce atanan ve her biri için de birer yedek olmak üzere dört hakimden oluşturulmuştur. Mahkemenin iddia makamı yani, savcılık görevini ise yine galip devletlerden atanan dört başsavcı yerine getirmiştir. Statüsünün 4. maddesine göre Mahkeme, kararlarını oy çokluğu ile alabilmekte ve oyların eşitliği durumunda ise Başkanın oyu belirleyici olmaktadır[2]. Nuremberg Mahkemesi 24 üst düzey Nazi Hükümet görevlisini yargılamış olup bunlardan 11’i ölüm, 3’ü  ömür boyu hapis, 7’si ağır hapis cezasına çarptırılmış olup sadece 3 kişi beraat edebilmiştir[3].

 

Tokyo Mahkemesi gerek hakim gerekse savcıları bakımından 11 değişik ülkenin katkılarıyla oluşturulmuştur. Söz konusu ülkeler, ABD, SSCB, İngiltere, Çin, Fransa, Kanada, Avustralya, Hindistan, Hollanda, Yeni Zelanda ve Filipinler’dir. Her bir devletten birer tane olmak üzere hakim ve savcıların atanması Müttefik Devletler Uzakdoğu Başkomutanı ABD’li General Mc Arthur tarafından yapılmıştır. Statüsünün 4. maddesine göre, Mahkeme altı hakimin hazır bulunması ile görev yapabilmekte olup oyların eşitliği durumunda Başkanın oyu kararı belirleyici olmaktadır[4]. Tokyo Askeri Mahkemesince 25 kişi hakkında yargılama yapılmış olup 7 kişi ölüm, 7 kişi ömür boyu hapis, diğerleri ise ağır hapis cezalarına çarptırılmıştır[5]. 

 

Nuremberg ve Tokyo Mahkemelerinin uygulamaları, II. Dünya Savaşı’ndan önce uluslararası toplumun savaş hukukuna ilişkin olarak kabul ettiği antlaşma ve örf adet hukuku kurallarının uygulanması açısından önemli bir yer tutmaktadır. Ayrıca, bu mahkemelerin uygulamaları sonucunda, uluslararası toplum tarihte ilk defa uluslararası nitelikteki suçların, savaş suçları, barışa karşı işlenen suçlar ve insanlığa karşı işlenen suçlar olarak sınıflandırılmasına da tanık olmuştur.[6] Fakat, Nuremberg ve Tokyo Mahkemeleri bazı yazarlarca galiplerin mahkemeleri (victors’ courts) olarak değerlendirilmiş ve tarafsız olmadıkları ileri sürülmüştür.[7]

 

Söz konusu mahkemeler nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, uluslararası ceza hukuku açısından, uluslararası suçların kabul edilmesi ve bireylerin uluslararası nitelikli cezai yargılama yetkisine sahip bir organ tarafından cezai sorumluluklarının tescil edilmesi ve sürekli bir uluslararası ceza mahkemesinin kurulmasının sağlanması bakımından çok önemli bir yere sahip olduğu açıktır. Nitekim, 1993 ve 1994 yıllarında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Eski Yugoslavya ve Ruanda’daki insan hakları ve uluslararası ceza hukuku ihlalleri karşısında, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın VII. Bölümü çerçevesinde uluslararası barış ve güvenliğin korunması için kurmuş olduğu Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemelerinin düzenleme ve uygulamalarına Nuremberg ve Tokyo Mahkemeleri örnek teşkil etmiştir.[8] Nuremberg ve Tokyo Mahkemelerinin aksine, Yugoslavya ve Ruanda Savaş Suçluları Mahkemeleri, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uluslararası barış ve güvenliğin korunması ve yeniden tesis edilmesi amacıyla uluslararası toplumun tamamı adına kurulmuştur.[9]

 

Bu nedenlerden dolayı, bu iki mahkeme, uluslararası toplumun uluslararası ceza ve insan hakları hukukunu ihlal eden bireylerin yargılanmalarını sağlamak açısından, insanlık tarihinde ilk defa uluslararası hukuk kurallarına tam anlamıyla uyularak kurulmuş uluslararası ceza mahkemeleri olarak kabul edilmektedir.[10] 

 

UluslararasI Ceza Mahkemesi ve Temel Özellİklerİ 

 

Yukarıda kısaca değinilen gelişmeleri, 15 Haziran-17 Temmuz 1998 tarihinde Roma’da düzenlenen Uluslararası Ceza Mahkemesi Kurulmasına Dair Birleşmiş Milletler Diplomatik Konferansı ve bunun sonucunda, tarihte ilk defa uluslararası toplumca, Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün[11] kabul edilmesi izlemiştir. Statü 120 devletin lehte (İngiltere, Fransa ve Rusya dahil), 7 devletin aleyhte (Amerika Birleşik Devletleri (ABD),[12] Çin, Libya, Irak, İsrail, Katar ve Yemen), ve 21 devletin çekimser oy kullanması gibi büyük bir uluslararası toplum desteğiyle uluslararası hukukta yerini almıştır. Statünün 126. maddesine uygun olarak, 60 devletin Statüyü onaylaması şartının yerine gelmesiyle, Uluslararası Ceza Mahkemesi 1 Temmuz 2002 tarihi itibariyle görevine başlamış bulunmaktadır. 20 Haziran 2005 tarihi itibariyle Statüyü imzalayan devlet sayısı 139’a, Statüye taraf olan devlet sayısı ise 99’a ulaşmıştır.  

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yirminci yüzyıl sonuna kadar kurulamamasının en temel nedeni, devletlerin hükümranlık hakları konusundaki hassasiyetleridir. Uluslararası düzeyde bir ceza mahkemesinin kurulması, devletlerin hükümranlık haklarının en ciddi bir şekilde hissedildiği ceza yargılamasının sınırlanması anlamını taşıdığından, bağımsız devletler tarafından böyle bir kurumun oluşturulması uzun bir süre kabul görmemiştir.[13] Hiç şüphe yoktur ki, uluslararası toplumun bu aşamaya gelmesinde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından Yugoslavya ve Ruanda Savaş Suçluları Mahkemelerinin kurulmaları ve bu mahkemelerin başarılı uygulamaları en önemli rolü oynamıştır. Bu gelişmelere uygun olarak denilebilir ki, uluslararası ceza hukuku, Eski Yugoslavya’da katliamların başlamasından itibaren öyle bir gelişme göstermiştir ki, bu gelişme 12 Ağustos 1949 tarihli Savaşta Sivillerin Korunmasına Dair Cenevre Antlaşması’nın kabulü ve Nuremberg Mahkemelerinden bu yana kırk beş yılda görülen gelişmelerden daha fazla ve daha hızlı olmuştur.[14] 

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü hükümleri çerçevesinde Mahkemenin en önemli özellikleri şu şekilde belirtilebilir: Uluslararası Kişilik Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüye göre; sürekli bir organ olup[15] uluslararası kişiliğe sahiptir.[16] Mahkeme üç temel organdan oluşmaktadır. Bunlar: (a) Yargılama Makamı; Başkanlık, Temyiz Mahkemesi, Duruşma Öncesi Mahkemesi ve Duruşma Mahkemesi’ni içerir. (b) Savcılık Makamı ve (c) İdari Organ (Sekreterya veya Mahkeme Yazı İşleri de denebilir, “Registry”).[17] Mahkemenin hakim sayısının arttırılması mümkün olmakla birlikte, kuruluşta bu sayı 18 olarak belirlenmiştir[18]. Temyiz Mahkemesi bir başkan ve dört hakimden oluşmakta, Duruşma Öncesi Mahkemesi ve Duruşma Mahkemesi en az altı hakimden oluşmakta ve her davaya 3 hakimle veya Duruşma Öncesi Mahkemesinin bir hakimle de bakabilmesi mümkün olabilmektedir[19]. 

 

 

Bireyler ve Suçlar Bakımından Yargı Yetkisi Uluslararası Ceza Mahkemesi, sadece bireyler üzerinde uluslararası toplumu tümüyle derinden etkileyen çok ağır suçlar hakkında yargı yetkisine sahiptir. Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü aracılığıyla uluslararası toplum, soykırım,[20] insanlık aleyhine işlenen suçlar,[21] savaş suçları[22] ve saldırı suçlarını[23] işleyen kişilerin bir uluslararası ceza mahkemesi tarafından yargılanıp cezalandırılmaları, hiç bir sorumlunun adaletten kaçmaması konusundaki isteğini çok net bir şekilde ortaya koymuştur.[24]  Uluslararası toplum, günümüz için artık bir çok problemi aşarak, Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nü kabul etmiştir. Bunların başında maddi hukuka ilişkin olarak hangi suçlar üzerinde mahkemenin yargı yetkisine sahip olduğu, suçların tanımı ve kapsamı, ulusal ve uluslararası ceza mahkemesinin cezai olarak yargı yetkisini paylaşımı, bu anlamda devletlerin hükümranlığı ilkesi ve cezai yargı yetkisi, usul hukukuna ilişkin temel sorunlar gelmektedir. Dünya üzerinde her devletin hukuk sistemi ve uygulamalarının farklı olduğu dikkate alınırsa, uluslararası düzeyde bireyleri yargılayıp cezalandıracak bir mahkemenin oluşturulmasının pek de kolay bir iş olmadığı kolayca anlaşılabilir. Bilindiği gibi, Anglo-Sakson ya da common law olarak adlandırılan ve Amerika, İngiltere ve diğer Commonwealth ülkelerinde hakim olan hukuk sistemi ile Kıta Avrupası’nda egemen olan Kara Avrupası Hukuk Sistemi iki ayrı, çoğu konularda da farklı uygulamaları olan sistemlerdir. Evrensel bir hukuk organı oluşturulurken, hiç şüphesiz her iki sistemi de bağdaştıran bir mekanizmanın kurulması kaçınılmazdır. Aksi takdirde, uluslararası nitelikli cezai yargılama yetkisine sahip bir organın yaratılması olanaklı değildir. Uluslararası ceza organları tarafından uygulanacak maddi hukuk kuralları açısından bu iki sistem herhangi bir problemle karşılaşmaz. Çünkü, uluslararası toplum, Nuremberg ve Tokyo Mahkemelerinin uygulamalarından bu yana, uluslararası maddi ceza hukukunun kodifiye edilmesi ve geliştirilmesi konusunda büyük bir gelişme kaydetmiştir. Bunların en önemlileri 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ve 1977 tarihli Cenevre Sözleşmelerine İlişkin Ek Protokol I ve II olarak ifade edilebilir.[25]  

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin, devletler üzerinde veya devletlerin sorumluluğuna yönelik bir yargı yetkisi bulunmamaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin bireylerle ilgili yargı yetkisi dahilinde olan suçlar açıkça şu şekilde belirtilmiştir: (a) soykırım suçu, (b) insanlığa karşı işlenen suçlar, (c) savaş suçları ve (d) saldırı suçu.[26] Yugoslavya ve Ruanda Savaş Suçluları Mahkemeleri’nin Statü ve uygulamalarından da bilindiği üzere, ilk üç suç kategorisi, her iki mahkemenin de maddi yargılama yetkisi altında bulunmakta ve uluslararası ceza hukukunda en ağır ihlaller olarak kabul edilmektedir.[27] Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü ile Yugoslavya ve Ruanda Savaş Suçluları Mahkemeleri Statüleri arasındaki en önemli farklılık, Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün saldırı suçları hakkında da yargı yetkisini içermesidir. Uluslararası ceza hukuku bakımından, bu şekilde bir düzenlemenin yapılması, uluslararası toplumca büyük bir gelişme olarak kabul edilmelidir.

 

Saldırı suçlarının Mahkemenin yargı yetkisinin dışında tutulması, en ağır uluslararası suçu (the supreme international crime) işleyen veya bu suçlardan dolayı cezai sorumluluğu olması gereken bireylere dokunulmazlık verilmiş olması anlamına gelirdi.[28] Nuremberg Mahkemesi uygulamalarından günümüze kadar, bir savaşın başlatılması diğer bir ifadeyle bir saldırı suçunun işlenmesi uluslararası bir suç olarak tarif edilmiş, ulusal bir hak olarak görülmemiştir.[29] Eğer saldırı suçu Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisi dışında tutulmuş olsaydı, uluslararası toplum uluslararası ceza hukuku uygulamalarından bir adım geriye gitmiş olurdu.[30] Ne yazık ki, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin saldırı suçlarına yönelik olarak yargı yetkisine sahip olması Statünün madde 5 (2) hükmünde belirtilen koşulun gerçekleşmesine bağlanmıştır. Buna göre; Statünün 121 ve 123. maddelerine uygun olarak kabul edilecek saldırı suçunu tanımlayan ve uygulanma koşullarını belirleyen bir hükmün Statüde yer alması gerekecektir. Söz konusu hükmün Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın ilgili hükümleriyle uyum içerisinde olması şartı aranacaktır. Bu düzenlemeden de kolaylıkla anlaşılacağı üzere; Uluslararası Ceza Mahkemesi saldırı suçu üzerinde, uluslararası toplumun suçun tanımı ve uygulanma koşulları konularında bir uzlaşmaya varması durumunda, yargı yetkisine sahip olacaktır.[31] Böyle bir koşulun varolmasının temel nedeni; bir devlet tarafından saldırı yapılıp yapılmadığını kararlaştırmaya tek yetkili organ olan Güvenlik Konseyi ile saldırı suçu arasındaki ilişkidir. Bundan dolayıdır ki; Statünün 2. maddesinde belirtildiği üzere, saldırı suçunun tanımlanması ve koşulları ile ilgili problemlerin çözülmesi için, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Güvenlik Konseyi arasındaki ilişkinin bir antlaşma çerçevesinde net bir şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. 

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin maddi yargı yetkisi bir çok açıdan eleştirilebilmekle beraber, özellikle, nükleer silahların kullanımı veya kullanılma tehdidi, gözü kör edici lazer silahlarının kullanımı ve diğer kitle imha silahlarının kullanımının savaş suçları başlığı altında düzenlenmemiş olması ve Mahkemenin bu konularda yargı yetkisine sahip olmaması belirtilmelidir. Özellikle; nükleer silahların kullanımı konusunda Mahkemenin yargı yetkisinin olmaması, hukuk kurallarının uygulanması bakımından adil olmayan bazı sonuçların doğmasına neden olacaktır. Örneğin; bir kimse zehirli bir ok veya dom-dom kurşunu ile bir şahsı öldürdüğünde Uluslararası Ceza Mahkemesi savaş suçu adı altında yargılama yetkisine sahip olurken, nükleer silah kullanımı sonucu binlerce sivil halkın ölümüne yol açmak Mahkemenin yargı yetkisinin dışında kalmaktadır.[32] Böyle bir durumun uluslararası ceza hukuku bakımından açıklanması mümkün değildir. Ancak, her ne olursa olsun Statünün bazı eksikliklerine rağmen, uluslararası toplumca atılan büyük bir adım olduğu ve zaman içerisinde bunların tek tek giderileceği unutulmamalıdır. 

 

Ulusal Mahkemeleri Tamamlayıcı Nitelikli Yargı Yetkisi Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin en temel özelliklerinden bir tanesi de yargı yetkisinin ulusal mahkemelerin yargı yetkisini tamamlayıcı nitelikte olmasıdır. Statüde yer alan düzenlemeye göre; eğer Statüde öngörülen bir suç yetkili devlette kovuşturma ya da soruşturma konusu yapılmış ise, ilgili devletin bunu devam ettirme istek ve yeteneği olmaması durumları hariç, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisi söz konusu olamamaktadır (non bis in idem).[33] Başka bir deyişle; ulusal mahkemelerin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne oranla bir önceliği vardır.[34] Gerçeklikte böyle bir düzenlemenin olması, uluslararası hukukta yer alan devletlerin hükümranlığı ilkesinin doğal bir sonucudur. Çünkü; tarihsel olarak hükümranlık hakkı ve cezai yargı yetkisi birbiriyle yakından ilgilidir ve devletlerin bağımsızlığının ve hükümranlığının vazgeçilemez bir unsuru olarak kabul edilmektedir. Buna bağlı olarak; hiç bir devlet sahip olduğu cezai yargılama yetkisini başka bir devlete veya uluslararası bir mahkemeye veya organa devretmek istemez.[35]      

 

Yugoslavya ve Ruanda Savaş Suçluları Mahkemelerinin uygulamalarına bakıldığında; her iki mahkemenin Statülerinde, yargı yetkilerinin ulusal mahkemelerin yargı yetkilerini tamamlayıcı nitelikte olduğu düzenlenmiştir. Ancak, ulusal mahkemelerin yargı yetkileri, Yugoslavya ve Ruanda Savaş Suçluları Mahkemelerinin öncelikli yargı yetkisiyle sınırlandırılmış bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle; Yugoslavya ve Ruanda Savaş Suçluları Mahkemelerinin, ister hazırlık aşaması, isterse dava aşamasında olsun, ulusal mahkemelerin yargılama prosedürüne müdahale etme, davanın kendilerine iade edilmesini talep etme hakları bulunmaktadır[36]. Bu şekilde yapılan bir hukuki düzenlemeyle bir anlamda, devletlerle Uluslararası Mahkemeler arasında “dikey” bir ilişki kurulmuş bulunmaktadır. Sanıkların veya şüphelilerin Yugoslavya ve Ruanda Savaş Suçluları Mahkemelerine iade veya transfer edilmesinde bu ilişkiyi açıkça görmek mümkündür. Oysa, suçluların iadesine yönelik yerleşmiş olan uluslararası hukuk düzenlemesi, devletlerin yaptıkları ikili antlaşmalar çerçevesinde gerçekleşmekte olup hukuken “yatay” bir ilişki kurulması yönündedir. Bunun da temel nedeni; devletlerin eşitliği ilkesidir. Yugoslavya ve Ruanda Savaş Suçluları Mahkemelerinin Güvenlik Konseyi’nin bağlayıcı bir kararıyla kurulmuş olması dolayısıyla, temel ilkeden ayrılma durumu söz konusu olmaktadır.[37] 

 

Davaların, Bağımsız ve Tarafsız Olarak Siyasi Etkilerden Uzak Bir Şekilde Açılabilmesi Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin bir diğer özelliği, Mahkemenin bağımsız, adil, tarafsız, etkili, uluslararası ceza yargısını temsil edici ve her türlü siyasi nitelikli etkilerden uzak bir şekilde kurulmasıdır.[38] Bu bağlamda; Uluslararası Ceza Mahkemesi ile Güvenlik Konseyi arasındaki ilişki büyük bir rol oynamaktadır. Bu durum, Konferans süresince üzerinde en çok tartışılan temel konu olmuştur.[39] Özellikle, ABD, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Güvenlik Konseyi ile çatışma halinde olmadan, işbirliği içerisinde çalışması gerektiğini belirterek, Mahkemenin Güvenlik Konseyi’nce kontrol edilmesini istemiştir.[40] Uluslararası toplum, Uluslararası Ceza Mahkemesi veya Savcılık Makamı’nın Güvenlik Konseyi veya herhangi bir devlet gibi siyasi bir organın kontrolüne tabi olmasının, Mahkemenin güvenilirliğini ve uluslararası adalet duygusunu zedeleyeceği gerekçesiyle, ABD’nin görüşünü[41] kabul etmemiştir.[42] Gerçekte tartışmanın özü, Mahkemenin yargı yetkisini nasıl kullanacağı veya daha açık bir ifadeyle herhangi bir davanın hangi şekilde Mahkeme önüne getirilebileceği konusunda yatmaktadır. Statü 13. maddesinde, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne bir davanın ne şekilde getirilebileceğini açık bir şekilde düzenlemiştir. Buna göre; bir dava Mahkemeye, Mahkemenin yargı yetkisini kabul eden devlet tarafından, Savcılık makamının re’sen veya Güvenlik Konseyi’nin başvurusu üzerine getirilebilir.

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü hükümlerinden Savcılık makamının hazırlık soruşturması başlatması ve dava açması konularında bağımsızlığının tartışılabileceği tek düzenleme, Statünün 16. maddesi çerçevesinde, Güvenlik Konseyi’nin 12 ay ya da daha kısa bir süre için Savcılığın hazırlık soruşturması, ya da iddianamenin Mahkemeye sunulmasının geriye bırakılması konusunda istekte bulunması halidir. İlk bakışta bu hüküm, bir siyasi organın bir yargı organına müdahalesine izin veriyormuş gibi algılanabilir. Fakat, bu hükmün yorumundan Güvenlik Konseyi’nin yetkilerinin sınırsız olmadığı ve Savcılıktan böyle bir talepte bulunulmasının bazı koşullara bağlı olduğu sonucu rahatlıkla çıkarılabilir. Güvenlik Konseyi’nin isteği ancak ve ancak Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın VII. Bölümüne ilişkin olarak alacağı bir karar doğrultusunda olabilir. Bu nedenle; Güvenlik Konseyi’nin sadece, açıkça soruşturmaya devam edilmesinin uluslararası barışı tehdit etmesi durumunda, Savcılığın soruşturmayı ve iddianameyi geriye bırakmasını talep etmesi mümkündür. Şüphesiz ki, yukarıda gösterilen koşullara uygun bir taleple Savcılık bağlıdır. Statünün bütün hükümleri ve özellikle 16. maddede belirtilen ve yukarıda değinilen koşullar dikkate alındığında, Güvenlik Konseyi’nin siyasi nitelikli veya keyfi bir şekilde hareket edemeyeceği sonucuna varmak pek de yanlış olmasa gerektir.[43] 

 

UluslararasI Ceza Mahkemesi’nin İlk UygulamalarI Haziran 2005 itibariyle, dört ayrı devletteki olaylar hazırlık soruşturması yapılması ve dava açılması konusunda Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılık Makamına havale edilmiştir. Bunlardan üç tanesi; Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’ne taraf olan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda Cumhuriyeti ve Orta Afrika Cumhuriyeti ile ilgilidir ve söz konusu devletler Mahkemeye bizzat kendileri başvurmuşlardır. Dördüncüsü ise; Statüye taraf olmayan Sudan ile ilgili olup 31 Mart 2005 tarih ve 1593 (2005) sayılı Güvenlik Konseyi kararıyla Darfur bölgesindeki uluslararası insan hakları ve uluslararası insancıl hukuk ihlallerinin araştırılması amacıyla Savcılığa havale edilmiştir. 23 Haziran 2004 tarihinde, Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı Luis Moreno-Ocampo ilk soruşturma açma kararını uluslararası topluma ilan etmiştir.[44] Buna göre; Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı, 1 Temmuz 2002’den itibaren Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde yaygın bir biçimde işlenildiği iddia edilen etnik temizlik, tecavüz, işkence, zorla evinden veya yerinden çıkarılma ve çocukların silahlı çatışmalarda kullanılması gibi savaş suçlarının ve insanlığa karşı işlenilen suç fiillerini oluşturan uluslararası suçların soruşturmasını yapacaktır. Savcılık Makamı, özellikle Ituri bölgesinde işlenilen suçlar başta olmak üzere, Kongo’daki durumu çok yakından takip etmekte olup 2003 Eylül’ünde soruşturma başlatmak için kendi yetkilerinin kullanılmasına Duruşma Öncesi Mahkemesi’nin izin vermesi talebinde bulunmaya hazır olduğunu, ancak Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin bizzat kendi talebinin ve aktif desteğinin Savcılığın işini kolaylaştıracağını, Roma Statüsü’ne taraf olan devletlere bildirmiştir.[45]

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Devlet Başkanı, Savcılığın görüşüne ve Roma Statüsü madde 14 düzenlemesine uygun olarak, kendi ülkesinde işlenilen suçların Mahkemece araştırılması ve sorumlularının cezalandırılması konusunda Mahkemenin yetkilerini kullanmasını istemiş, başka bir ifadeyle Kongo’da işlenilen uluslararası suçları Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne havale etmiştir.[46] Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü düzenlemelerine göre, Savcılık makamı, Kongo’daki olaylarla ilgili olarak kendiliğinden hazırlık soruşturması yapması kararı alabilirdi. Ancak, Savcılık bunun yerine Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin olayları kendisine havale etmesi konusunda ısrarcı olmuş ve yukarıda da belirttiğimiz gibi, Devlet Başkanının talebinden sonra soruşturma açılması kararı verilmiştir. Böyle bir durumun temel nedenleri şu şekilde belirtilebilir: Soruşturma yapılmasına karar verilen ilk olayda, Mahkemenin, devletlerin içişlerine karıştığı izleniminden çok, sınırları içerisinde uluslararası suçlar işlenen devletlere sorumluların yargı önüne çıkarılması konusunda yardım eden bir uluslararası kurum olduğu izlenimi verilmeye çalışılmıştır.[47] 

 

İkinci ve belki de en önemli neden ise pratik ile ilgilidir. Şöyle ki; ülkesinde uluslararası suç işlenen devletin talebiyle Mahkemenin harekete geçmesi ve olaylara müdahale etmesi durumunda, Mahkeme etkili bir şekilde çalışabilir. Başka bir ifadeyle; Mahkeme ile suçun işlendiği devlet arasında tam bir işbirliği gerçekleşecek, soruşturmanın yapılması, şüphelilerin yakalanması konusunda ilgili devlet gerekli yardım ve kolaylıkları sağlayacaktır. Bunun aksi olan durumlarda, örneğin, Savcılığın bizzat kendisinin soruşturma yapmak istemesi halinde, büyük ihtimalle ulusal otoriteler ve söz konusu devlet Mahkemeye yardımcı olmayacak, Mahkemenin görevlerini yerine getirmesine karşı çıkacaktır.[48] 

 

Mahkemenin yetkisini kabul eden devletlerin kendi sınırları içerisinde işlenilen uluslararası suçların sorumlularının yargılanması konusunda bilfiil Mahkemeye başvurmalarının sağladığı kolaylıklar dolayısıyla, şimdiden, bu yolun Mahkemeyi harekete geçirmede en çok tercih edilecek yöntem olacağı söylenilebilir. Nitekim, şu anki durum da bu düşünceyi doğrular niteliktedir. Şöyle ki; Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başvurusundan hemen sonra, Uganda Cumhuriyeti[49] ve Orta Afrika Cumhuriyeti[50] de aynı gerekçelerle Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurmuşlardır. Savcılık detaylı bir incelemeden sonra Kuzey Uganda’daki olaylar nedeniyle hazırlık soruşturması açılmasına karar vermiştir.[51] Öte yandan, Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’ne taraf olan devletlerin bizzat kendi sınırları içerisinde meydana gelen olaylar nedeniyle Mahkemeye başvurmalarının meydana getireceği iki tehlikeye de dikkat çekilmelidir. İlk tehlike, sınırları içerisinde bir iç savaş olan devletin Mahkemeye başvurarak, uluslararası topluma uluslararası suçların karşı tarafça işlenildiği düşüncesini yansıtmasıdır. Bu yolla, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin müdahalesini isteyerek, söz konusu devlet kendi iç siyasi ve askeri amaçlarına ulaşmasına yardımcı olmak için Mahkemeyi siyasi bir silah/araç olarak kullanabilir.[52] İkinci tehlike ise, söz konusu devletin kendi görevlilerince işlenilen suçların araştırılmasında Mahkemeye yardımcı olmaması ve sadece diğer tarafın işlediği suçların incelenmesinde Mahkeme ile tam bir işbirliği içerisinde olmasıdır.[53] 

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığının hazırlık soruşturması açılmasına karar verdiği[54] bir diğer durum ise, Sudan’ın Darfur bölgesinde işlenildiği iddia edilen uluslararası insan hakları ve insancıl hukuk ihlalleri ile ilgilidir. Sudan Hükümeti ve hükümetin desteklediği Janjaweed olarak adlandırılan silahlı grup tarafından, savaş suçları ve insanlığa karşı işlenilen suçlara vücut veren eylemlerde bulunulduğu, gerek Birleşmiş Milletler Uluslararası Darfur Araştırma Komisyonu[55], gerekse İnsan Hakları İzleme[56] ve Uluslararası Af Örgütü[57] gibi uluslararası sivil toplum örgütleri tarafından belgelendirilmiştir. Söz konusu fiillerin başında etnik temizleme, sivillere ve yerleşim birimlerine saldırı, köylerin yok edilmesi, sivillerin öldürülmesi, tecavüz, cinsel kölelik ve diğer cinsel içerikli şiddet, işkence ve insanlık dışı muamele, sivillerin evlerinden ve yerlerinden zorla çıkarılması, siyasi amaçlı bazı kabilelere zulmetme gösterilebilir. Darfur bölgesinde işlenilen uluslararası suçların sorumlularının yargı önüne çıkarılması ve bireylerin uluslararası cezai sorumluluklarının tesisi konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler Antlaşması VII. Bölüm çerçevesinde aldığı 31 Mart 2005 tarih ve 1593 sayılı karar ile Darfur olaylarını Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı önüne taşımıştır. Güvenlik Konseyi’nin bu yönde karar alması, Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü ve Birleşmiş Milletler Antlaşması düzenlemelerine de uygundur. Şöyle ki, Statü 13 (b) düzenlemesi; Birleşmiş Milletler Antlaşması VII. Bölüm çerçevesinde hareket eden Güvenlik Konseyi’ne, savaş suçları, soykırım suçu veya insanlığa karşı işlenilen suçları içeren durumları Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığına gönderme yetkisi tanımaktadır. Gerçeklikte bu durum, Yugoslavya ve Ruanda Savaş Suçları Mahkemelerinin kuruluşlarının Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’ne bir yansımasıdır.  Statü 13 (b) hükmü dolayısıyla, artık Güvenlik Konseyi’nin her bir durum için yeni bir ad hoc mahkeme kurmasına da gerek kalmamaktadır. Aynı zamanda, Güvenlik Konseyi’nin söz konusu yetkisinin, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin sadece devletlerin rızaları ile yargılama yapabileceği ilkesinin de tek istisnası olduğu unutulmamalıdır.[58] 

 

Güvenlik Konseyi’nin herhangi bir olayı Uluslararası Ceza Mahkemesi gündemine taşıyan ilk karar olması nedeniyle, Darfur bölgesinde işlenilen uluslararası suçların araştırılmasını Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığına havale eden 1593 (2005) sayılı Güvenlik Konseyi kararı, tarihi bir öneme sahiptir. Uluslararası sivil insan hakları örgütlerinin de belirttiği gibi, söz konusu karar “Darfur’da işlenilen insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları mağdurlarına tarafsız/bağımsız bir adaletin dağıtılması konusunda atılmış dev bir adım” olarak değerlendirilmelidir.[59] 

 

Sonuç Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen özellikler çerçevesinde kurulmuş olması, uluslararası ceza ve insan hakları hukuku açısından büyük bir önem taşımaktadır. Şöyle ki:           

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kuruluşu, “hukukun üstünlüğü ve evrensel insan haklarının gelişimi yönünde atılmış dev bir adım ve gelecek nesillere bir ümit kaynağı”[60] olarak değerlendirilmelidir.

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kuruluşu, uluslararası düzeyde bireylerin cezai olarak sorumlu tutulmasını ve insanlığın ve insan onurunun küresel adalete ulaşmasını sağlamak için dokunulmazlıklara bir son getirmesi dolayısıyla, uluslararası hukukta tartışma konusu olan cezai müeyyide veya yaptırım olmaması şeklindeki eleştirileri ve boşlukları da doldurucu nitelik taşır.[61] 

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin ulusal mahkemelerle olan ilişkilerinde devletlerin hükümranlık haklarının bir sonucu olarak tamamlayıcı bir nitelikte kurulması sonucu, uluslararası toplum, ulusal hukuk sistemleri düzeylerinde tüm insanlığı ilgilendiren uluslararası suçların sorumlularının yargılanması ve cezalandırılmaları konularında gerekli iç hukuk düzenlemelerinin yapılmasına tanık olacaktır.[62] Ulusal hukuk uygulamalarının yetersiz veya isteksiz olması durumunda Uluslararası Ceza Mahkemesi devreye girecek ve sorumlular uluslararası düzeyde yargılanacaklardır.             Haziran 2005 itibariyle Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’ne 139 devletin imza koyması ve 99 devletin taraf olması, Yeni Dünya Düzeni’nin dünyanın geriye kalan tek süper gücünün kontrolü altında olmayacağını, uluslararası toplumu evrensel bir adalet anlayışına ulaştırmanın tek yolunun hukukun üstünlüğü olduğunu göstermesi açısından da kayda değer bulmak gereklidir. 

 

Bu çalışma ilk olarak Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi (UHP) tarafından yayınlanmıştır ve tüm hakları UHP'ye aittir. Ön yazılı izin alınmaksızın hiççbir şekilde çoğaltılmaz, hiç bir yöntem ile yeniden yayınlanamaz. Tüm hakları saklıdır. UHP çok sayıda bilimsel uluslararası indeks tarafından taranan hakemli bir dergidir. UHP bir USAK yayınıdır. 

 

Makalenin yayınlandığı yer: UHP, Cilt: 1, Sayı: 3, 2005, ss. 1-14. 


*Doç. Dr. Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Uluslararası Hukuk Öğretim Üyesi. Aynı zamanda USAK Bilim Kurulu üyesidir. E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir veya Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir [1]Bkz. Agreement for the Prosecution and Punishment of Major War Criminals of the European Axis, 8 Ağustos 1945, 59 Stat. 1544, 82 U.N.T.S. 279. Londra Antlaşması olarak bilinen bu uluslararası hukuk belgesi, Nuremberg Mahkemesi’nin Statüsünü, diğer bir deyişle görev ve yetkilerini, ve aynı zamanda duruşmaların nasıl yürütüleceğine ilişkin temel prensipleri de içerir. Fakat, Tokyo Mahkemesi bir antlaşma sonucu kurulmamıştır. Bu konuda, bkz. Special Proclamation by the Supreme Commander for the Allied Powers, Establishment of an International Tribunal for the Far East, 19 Ocak 1946, T.I.A.S. No. 1589. 4 Bevans 20. Uluslararası hukukta Nuremberg ve Tokyo Mahkemelerini konu edinen bir çok çalışma vardır. Bunlardan bazıları şu şekilde belirtilebilir: Conot, R. Justice at Nuremberg, (Harper and Row, 1983).; Taylor, T. The Anatomy of the Nuremberg Trials, (New York: Knopf, 1992).; Brackman, A. The Other Nuremberg: The Untold Story of the Tokyo War Crimes Trials, (Morrow, 1987).; Wright, Q. “The Law of the Nuremberg Trial”, (1947) 41 AJIL s. 38.; Wright, Q. “Legal Positivism and the Nuremberg Judgment”, (1948) 42 AJIL s. 405.; Schick, F. B. “The Nuremberg Trial and the International Law of the Future”, (1947) 41 AJIL s. 770.; Kuhn, A. K. “International Criminal Jurisdiction”, (1947) 41 AJIL s. 430.; Finch, G. A. “The Nuremberg Trial and International Law”, (1947) 41 AJIL s. 20.; Ehard, H. “The Nuremberg Trial Against the Major War Criminals and International Law”, (1949) 43 AJIL s. 223.; Clark, R. S. “Nuremberg and Tokyo in Contemporary Perspective”, T. L. H. McCormack and G. J. Simpson (ed.), The Law of War Crimes National and International Approaches, (The Hague, London, Boston: Kluwer Law International, 1997), s. 171.; Chaney, K. R. “Pitfalls and Imperatives: Applying the Lessons of Nuremberg to the Yugoslav War Crimes Trials”, (1995) 14 Dick. J. Int’l L. s. 57.[2] Pazarcı, H. Uluslararası Hukuk, (Ankara: Turhan Kitabevi, 2003), s. 660.[3] Tezcan, D. “Uluslararası Suçlar ve Uluslararası Ceza Divanı”, Ankara Barosu Hukuk Kurultayı, Ankara: 2000, s. 274.[4] Pazarcı, s. 660-661.[5] Tezcan, s. 274.[6] Nuremberg Mahkemesi Statüsü, m. 6.; Tokyo Mahkemesi Statüsü, m. 5.[7] Bu anlamda, bkz. Minear, R. H. Victors’ Justice the Tokyo War Crimes Trial, (Princeton, New Jersey: Princeton University Press, 1971).; Rubin, A. P. “International Crime and Punishment”, (1993) 33 Nat. Int. s. 73.[8] Yugoslavya Savaş Suçluları Mahkemesi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından 25 Mayıs 1993 tarihinde kurulmuştur. Güvenlik Konseyi Kararı için, bkz.  SC. Res. 827, U.N. SCOR, 48th Year, 1993 SC. Res. & Dec. At, 29, U.N. Doc. S/INF49 (1993). Mahkemenin tam adı, “1991 den İtibaren Eski Yugoslavya Ülkesinde İşlenen Uluslararası Ceza Hukuku İhlallerinden Sorumlu Kişilerin Yargılanmasına İlişkin Uluslararası Ceza Mahkemesi”dir. (International Criminal Tribunal for the Prosecution of Persons Responsible for Serious Violations of International Humanitarian Law Committed in the Territory of the Former Yugoslavia since 1991). (Bundan sonra Yugoslavya Savaş Suçluları Mahkemesi). Ruanda Savaş Suçluları Mahkemesi, yine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından 8 Kasım 1994’te kurulmuştur. Güvenlik Konseyi Kararı için, bkz. SC. Res. 955, U.N.SCOR, 49th Year 3453 meeting at 1, U.N. Doc. S/Res/955 (1994). Mahkemenin tam adı, “1 Ocak-31 Aralık 1994 Tarihleri Arasında Ruanda ve Komşu Ülkelerinde İşlenen Soykırım ve Diğer Benzer İhlallerle Uluslararası Ceza Hukukunun İhlallerinden Sorumlu Kişilerin Yargılanmasına Dair Uluslararası Ceza Mahkemesi” dir. (International Criminal Tribunal for the Prosecution of Persons Responsible for the Serious Violations of International Humanitarian Law Committed in the Territory of Rwanda and Rwandan Citizens Responsible for Genocide and Other Such Violations Committed in the Territory of Neighbouring States, between 1 January and 31 December 1994). (Bundan sonra Ruanda Savaş Suçluları Mahkemesi). [9] Greenwood, C. “The International Tribunal for Former Yugoslavia”, (1993) 69/4 Int. Aff. s. 641.; Scharf, M. P. “Have We Really Learned the Lessons of Nuremberg?”, (1995) 149 Mil. L. Rev. s. 66.[10] Meron, T. “War Crimes in Yugoslavia and the Development of International Law”, (1994) 88 AJIL s. 78.[11]Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü, (17 Temmuz 1998), UN Doc. A/CONF.183/9. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurulması için yapılan çalışmalar hakkında detaylı bilgi için, bkz. Hall, C.K. "The First Two Sessions of the UN Preparatory Committee on the Establishment of an International Criminal Court", (1997) 91 AJIL s. 177.; Hall, C.K. "The Third and Fourth Sessions of the UN Preparatory Committee on the Establishment of an International Criminal Court", (1998) 92 AJIL s. 124.; Hall, C.K. "The Fifth Session of the UN Preparatory Committee on the Establishment of an International Criminal Court", (1998) 92 AJIL s. 331.; Hall, C.K. "The Sixth Session of the UN Preparatory Committee on the Establishment of an International Criminal Court", (1998) 92 AJIL s. 548.[12]ABD’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün aleyhine oy kullanması biraz şaşırtıcı karşılanabilir. Zira, ABD Yugoslavya ve Ruanda Savaş Suçluları Mahkemeleri’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından kurulmasında öncülük etmiş ve her zaman, Statünün kabulüne kadar, bir Uluslararası Ceza Mahkemesi kurulmasını destekler görünmüştür. Bu konuda, bkz. Scharf, M. P. “Getting Serious About an International Criminal Court”, (1994) 6 Pace Int.’l L. Rev. s. 103.; Scharf, M. P. “The Politics of Establishing an International Criminal Court”, (1995) 6 Duke J. Comp. & Int.’l L. s. 170-171.[13]Alibaba, A. “Uluslararası Ceza Mahkemesinin Kuruluşu”, (2000) 49/1-4 AÜHF s. 181.; Remarks by James R. Crawford on “The Internationalization of Criminal Law”, (1995) ASIL Proceedings, s. 301.; Crawford, J. “Prospects for an International Criminal Court”, (1995) 48 CLP s. 305.; Graefrath, B. “Universal Criminal Jurisdiction and International Criminal Court”, (1990) 1 EJIL s. 72-75.[14] Meron, T. “War Crimes Law Comes of Age,” T. Meron (ed.), War Crimes Law Comes of Age, Essays, (Oxford: Clarendon Press, 1998), s. 297.[15] Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü, m. 1.[16] Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü, m. 4.[17] Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü, m. 34.[18] Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü, m. 36.[19] Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü, m. 39.[20] Soykırım suçu üzerinde Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisinin olduğu, Statünün 5. maddesinde belirtilmiş olup hangi suçların bu kategoriye dahil olduğu ve suçun unsurlarının neler olduğu Statünün 6. maddesinde 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’den alıntı yapılarak düzenlenmiştir. Buna göre, “milli, etnik, ırka dayalı veya dini bir grubun bireyleri, o grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla öldürülür, maddi ve manevi vücut bütünlüklerine zarar verilir, grubun çoğalması engellenir, grubun yaşam şartlarına o grubun ortadan kalkmasına yol açacak şekilde müdahale edilir veya o grubun çocukları zorla başka bir gruba aktarılırsa bu hareketler soykırım suçunu” oluşturur.[21] İnsanlık aleyhine işlenen suçlar üzerinde Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisinin olduğu Statünün 5. maddesinde ifade edilmiş ve bu kategori suçların nelerden oluştuğu Statünün 7. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; adam öldürme, yok etme, köleleştirme, işkence yapma ve ırza tecavüz gibi fiiller bilinçli olarak geniş çaplı ve sistematik bir şekilde herhangi bir sivil topluluğa yöneltilirse, insanlık aleyhine suç teşkil eder.[22] Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün 5. maddesi, Mahkemenin savaş suçları hakkında yargı yetkisine sahip olduğunu hükme bağlarken, bu gruba giren suçların kapsamını detaylı bir şekilde dört grup olarak 8. maddesinde düzenlemiştir. Birinci grubu 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Antlaşmalarına dahil bazı ağır ihlaller (grave breaches of the Geneva Conventions) oluşturmaktadır. Buna göre; kasten adam öldürme, işkence yapma, insanlık dışı davranışlar ve kasten büyük acılar çektirme gibi eylemler savaş suçu kabul edilmektedir. İkinci grup savaş suçlarını, savaş hukuku ve buna ilişkin örf ve adet kurallarının ihlali oluşturmaktadır. Bu anlamda, kasten sivil topluluklara saldırmak veya savaşla ilgisi olmayan kimselere saldırmak, dini, eğitim, sanat, tarihi yerler veya hastaneler gibi birimlere saldırmak, zehirli gaz veya silah kullanmak gibi eylemler savaş suçu sayılmaktadır. Üçüncü grup savaş suçlarını ise; uluslararası nitelikte olmayan silahlı çatışmalarda işlenmiş eylemler oluşturmaktadır. Örnek vermek gerekirse; çatışmada yer almayan kimselerin öldürülmesi, esir alınması ve işkence yapılması gibi. Dördüncü grup savaş suçları da yine; uluslararası nitelikte olmayan silahlı çatışmalarda meydana gelen savaş hukuku ve örf ve adet hukuku kurallarının ciddi ihlallerine ilişkindir. Bu suçlara örnek vermek gerekirse; kasaba ve köylerin yağma edilmesi, sivil topluluklara saldırılması, dini, eğitim, sanat, tarihi yerler kapsamında olan birimlere saldırılması ve ırza tecavüz suçları gösterilebilir.[23] Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü 5. maddesinde, saldırı suçları hakkında da Mahkemenin yargı yetkisi olduğu ifade edilmiştir. Ancak bu suçun kapsamı ve tanımının Statüde yapılmadığı görülmektedir. Söz konusu 5. maddenin 2. fıkrası çerçevesinde, tanım ve kapsamın sonradan Statüde yapılacak değişiklikle netleşmesinden sonra ancak Mahkemenin bu suçlardan dolayı bireyleri yargılayabilmesi söz konusu olabilecektir.[24] Hangi suçlar üzerinde Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisi olduğuna dair görüşme aşamaları ve devletlerin görüşleri hakkında, bkz. Arsanjani, M.H. “The Rome Statute of the International Criminal Court”, (1999) 93 AJIL s. 29-36.; Kirsch, P. ve Holmes, J.T. “The Rome Conference on an International Criminal Court: The Negotiating Process”, (1999) 93 AJIL s. 6-8.; Kirsch, P. ve Holmes, J.T. “The Birth of the International Criminal Court: The 1998 Rome Conference”, (1998) 36 Can. Y. Int.’l L. s. 22-23, 30-32.[25] Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme, 78 UNTS 277 (9 Aralık 1948).; Cenevre Sözleşmeleri dört tane olup 12 Ağustos 1949 tarihinde imzalanmıştır. Bunlardan birincisi, Harb Halindeki Silahlı Kuvvetlerin Hasta ve Yaralıların Vaziyetlerinin Islahı Sözleşmesi’dir (75 UNTS 31). İkincisi, Silahlı Kuvvetlerin Denizdeki Hasta, Yaralı ve Kazazedelerinin Vaziyetlerinin Islahı Sözleşmesi’dir (75 UNTS 85). Üçüncüsü, Savaş Esirleri Hakkında Tatbik Edilecek Muameleye Dair Sözleşme’dir (75 UNTS 135). Dördüncüsü ise, Savaş Zamanında Sivil Halkın Korunmasına Dair Sözleşme’dir (75 UNTS 287).; Cenevre Sözleşmelerine Ek Protokol I, Uluslararası Nitelikli Silahlı Çatışmalarda Sivillerin Korunmasına İlişkindir ve 8 Haziran 1977’de imzalanmıştır. (1977) 16 ILM s. 1391. Cenevre Sözleşmelerine Ek Protokol II, Uluslararası Nitelikli Olmayan Silahlı Çatışmalarda Sivillerin Korunmasına dairdir ve 8 Haziran 1997’de imzalanmıştır. (1977) 16 ILM s. 1442.[26] Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü, m. 5. Roma Konferansı’nda hangi suçlar üzerinde Mahkemenin yargı yetkisinin olacağına dair görüşmeler ve tartışmalar hakkında, bkz. Arsanjani, M. H. “The Rome Statute of the International Criminal Court”, (1999) 93 AJIL s. 29-36.; Kirsch, P. ve Holmes, J. T. “The Rome Conference on an International Criminal Court: The Negotiating Process”, (1999) 93 AJIL s. 6-8.; Kirsch, P. ve Holmes, J. T. “The Birth of the International Criminal Court: The 1998 Rome Conference”, (1998) 36 Can. Y. Int.’l L. s. 22-23, 30-32.[27] Yugoslavya ve Ruanda Savaş Suçluları Mahkemeleri’nin maddi yargı yetkileri, uygulamaları, uluslararası ceza hukukuna katkıları ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni nasıl etkileyecekleri konusunda detaylı bir çalışma için, bkz. Aksar, Y. Implementing International Humanitarian Law: From the Ad Hoc Tribunals to a Permanent International Criminal Court, (London, New York: Routledge, 2004).[28] Statement by Benjamin B. Ferencz, Pace Peace Center, (16 Haziran 1998).[29] Statement by Benjamin B. Ferencz, Pace Peace Center, (16 Haziran 1998).; UN Press Release L/ROM/8, “Former Nuremberg War Crimes Prosecutor Declares That Aggressive War is not a National Right but an International Crime”, (16 Haziran 1998).[30]Statement by H. E. Mr. Albano L. T. Asmani, Birleşik Tanzanya Cumhuriyeti adına, (16 Haziran 1998).[31]Saldırı suçunun tanımlanması ve koşullarının belirlenmesi konusunda, Uluslararası Ceza Mahkemesi Hazırlık Komisyon’unun yoğun bir çalışması söz konusudur. Bu konuda, bkz. Proposals pursuant to resolution F of the Final Act for a provision on aggression, including the definition and Elements of Crimes of Aggression and the conditions under which the International Criminal Court shall exercise its jurisdiction with regard to this crime. UN Doc. PCNICC/2002/2/Add.2, (24 Temmuz 2002). Saldırı suçunun tarihsel bir analizini yapan dökumanlar için ise, bkz. Preparatory Commission for the International Criminal Court, Working Group on the Crime of Aggression, New York, 8-19 Nisan 2002, Historical Review of Developments Relating to Aggression Prepared by the Secretariat, UN Doc. PCNICC/2002/WGCA/L.1 ve PCNICC/2002/WGA/L.1/Add.1. Türk Hukukunda bu konuda yapılan çalışma için bkz. Acer, Y. Uluslararası Hukukta Saldırı Suçu, (Ankara: Nobel, 2004).[32] UN Press Release L/ROM/14, “Use of Weapons of Mass Destruction Should be Included in Criminal Court’s Definition of War Crimes, Say Several Conference Speakers”, (18 Haziran 1998).; Bu konuda özellikle, bkz. Statement by Ambassador Muhammad Zamir, Bangladeş Halk Cumhuriyeti adına, (18 Haziran 1998). Statement by Alhaji Abdullahi Ibrahim, Ofr, San, Nijerya Federal Cumhuriyeti Adalet Bakanı, Nijerya adına, (18 Haziran 1998).[33] Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü, m. 17.[34] Pazarcı, H. Uluslararası Hukuk Dersleri, Cilt. 4, (Ankara: Turhan Kitabevi, 2000), s. 357.[35] Crawford, J. “Prospects for an International Criminal Court”, (1995) 48 CLP s. 305.; Remarks by James R. Crawford on “The Internationalization of Criminal Law”, (1995) ASIL Proceedings, s. 301.; Graefrath, B. “Universal Criminal Jurisdiction and an International Criminal Court”, (1990) 1 EJIL s. 72-75.[36] Yugoslavya Savaş Suçluları Mahkemesi Statüsü, m. 9.; Ruanda Savaş Suçluları Mahkemesi Statüsü, m. 8.; Yugoslavya Savaş Suçluları Mahkemesi Usul ve Delil Kuralları, Kural 8.[37] Cassese, A. “On the Current Trends towards Criminal Prosecution and Punishment of Breaches of International Humanitarian Law”, (1998) 9 EJIL s. 13-14.; Aksar, Y. “The Transfer of Slobodan Milosevic to the International Criminal Tribunal for the Former Yugoslavia (The ICTY) and the Turning Point in International Humanitarian Law”, (2002) 51/2 AÜHF s. 31.[38] UN Press Release L/ROM/22, “UN Diplomatic Conference Concludes in Rome with Decision to Establish Permanent International Criminal Court”, (17 Temmuz 1998).[39] UN Press Release L/ROM/10, “Role of United Nations Security Council in International Criminal Court Among Issues Discussed This Afternoon at UN Conference”, (17 Haziran 1998).; Kirsch ve Holmes, s. 8-9.[40] Statement by the Hon. Bill Richardson, ABD’nin Birleşmiş Milletler Elçisi, (17 Haziran 1998).; UN Press Release L/ROM/11, “United States Declares at Conference that UN Security Council Must Play Important Role in Proposed International Criminal Court”, (17 Haziran 1998).[41] ABD’nin bu konudaki görüşü hakkında lehte ve aleyhte olan düşünceler için, bkz. Goldstone, R. “A Court That Needs a Fair Trial - The US is on the wrong side of history in opposing an international war-crimes court-”, Time, 152/5, (3 Ağustos 1998).; Wedgwood, R. “The International Criminal Court: An American View”, (1999) 10 EJIL s. 97-98.; Hafner, G. Boon, K. Rubesame, A. ve Huston, J. “A Response to the American View as Presented by Ruth Wedgwood”, (1999) 10 EJIL s. 113-115.; ABD’nin, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından kendi vatandaşlarının yargılanmasını önlemek amacıyla devletlerle ikili antlaşmalar yaptığı gözlenmektedir. Söz konusu antlaşmaların uluslararası hukuk bakımından geçerli kabul edilip edilemeyeceği konusunda, bkz. Aksar, Y. “Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)”, (2003) 52/2 AÜHF s. 125.[42]UN Press Release L/ROM/11, “United States Declares at Conference that UN Security Council Must Play Important Role in Proposed International Criminal Court”, (17 Haziran 1998).[43]Aksar, Y. Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Ceza Usul Hukuku, (Ankara: Seçkin, 2003), s. 36.[44] Press Release, “The Office of the Prosecutor of the International Criminal Court opens its first investigation”, (23 Haziran 2004), http://www.icc-cpi.int/pressrelease_details&id=26&l=en.html Erişim Tarihi: 20 Haziran 2005.[45] İbid.; Kongo’da silahlı çatışmaların başladığı Ağustos 1998’den itibaren, çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılar olmak üzere 3.3 milyondan fazla kişi çatışma, salgın hastalık ve kıtlıktan dolayı hayatını kaybetmiş, 2.25 milyondan fazla kişi ise evinden ayrılmak zorunda kalmış ve bir çoğuna insani yardım ulaştırılamamıştır. Daha detaylı bilgi için, bkz. Shah, Anup, “Conflicts in Africa: The Democratic Republic of Congo”, http://www.globalissues.org/Geopolitics/Africa/DRC.asp#DeathTollandtheEffectonCivilians, Erişim Tarihi: 20 Haziran 2005.[46] Press Release, “Prosecutor Receives Referral of the Situation in the Democratic Republic of Congo”, (19 Nisan 2004), http://www.icc-cpi.int/pressrelease_details&id=19.html Erişim Tarihi: 20 Haziran 2005.[47] Gaeta, P. “Is the Practice of Self-Referrals a Sound Start fort he ICC?”, (2004) 2 Journal of International Ciminal Justice s. 950.[48] Ibid. s.950-951.[49] Press Release, “President of Uganda refers situations concerning the Lord’s Resistance Army (LRA) to the ICC”, (29 Ocak 2004), http://www.icc-cpi.int/pressrelease_details&id=16&l=en.html Erişim Tarihi: 21 Haziran 2005.[50] Press Release, “Prosecutor receives referral concerning Central African Republic”, (7 Ocak 2005), http://www.icc-cpi.int/pressrelease_details&id=87.html Erişim Tarihi, 21 Haziran 2005.[51] Press Release, “Prosecutor of the International Criminal Court opens an investigation into Northern Uganda”, (27 Temmuz 2004), http://www.icc-cpi.int/pressrelease_details&id=33&l=en.html Erişim Tarihi: 21 Haziran 2005.[52] Gaeta, s. 951-952.[53] Ibid. s.952.[54] Press Release”The Prosecutor of the ICC opens investigation in Darfur”, (6 Haziran 2005), Erişim Tarihi: 14 Haziran 2005.[55] Report of the International Commission of Inquiry on Darfur to the United Nations Secretary-General, Pursuant to Security Council Resolution 1564 of 18 September 2004, (Cenevre, 25 Ocak 2005), (bundan sonra Report of the International Commission of Inquiry), s. 53-123.[56] Human Rights Watch, “Darfur in Flames: Atrocities in Western Sudan”, Vol. 16, No. 5 (A), (Nisan 2004).; “Darfur Destroyed-Ethnic Cleansing by Government and Militia Forces in Western Sudan”, Vol. 16, No. 6 (A), (Mayıs 2004).[57] Amnesty International, “Sudan: Rape as a Weapon of War: Sexual Violence and Its Consequences”, AI Index: AFR 54/076/2004, (17 Temmuz 2004).[58] Cassese, A. “The Statute of the International Criminal Court: Some Preliminary Reflections”, (1999) 10 EJIL s. 161.[59] Amnesty International Press Release: “Sudan: Historic referral to ICC tarnished by exemptions”, AI Index: AFR 54/033/2005, (31 Mart 2005).; Human Rights Watch Press Release: “U.N. Security Council Refers Darfur to the ICC”,  (31 March 205), http://hrw.org/english/docs/2005/03/31/sudan10408_txt.htm. [60]Statement by the United Nations Secretary-General Kofi Annan at the Ceremony Held at Campidoglio Celebrating the Adoption of the Statute of the International Criminal Court, (18 Temmuz 1998).; UN Press Release L/ROM/23, “Secretary-General Says Establishment of International Criminal Court is Major Step in March Towards Universal Human Rights, Rule of Law”, (18 Temmuz 1998).[61] Bilindiği üzere, Uluslararası Adalet Divanı devletler arasındaki sorunlarla ilgilenir ve uluslararası insan hakları ve ceza hukuku ihlalleri dolayısıyla bireylerin cezai sorumluluğuna yönelik bir karar vermesi söz konusu değildir.[62] Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’ne taraf olan ülkeler, Statü hükümleri ile iç hukuk düzenlemelerini uyumlu hale getirmektedirler. Hatta, Statü’ye taraf olmayan devletlerin de Statü düzenlemeleri paralelinde kanunlaştırma hareketleri içerisinde oldukları gözlemlenmektedir.  Bunun en tipik örneği olarak, henüz Statüyü imzalamayan ve onaylamayan Türkiye gösterilebilir. Bu konuda detaylı bilgi için, bkz. Aksar, Y. “Uluslararası Suçlar, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Yeni Türk Ceza Kanunu”, (2005) 1/2 Uluslararası Hukuk & Politika, s. 43. Makalenin yayınlandığı yer: UHP, Cilt: 1, Sayı: 3, 2005, ss. 1-14.Yusuf AKSAR*