UCMK faaliyetleri, 2012-2014 arasında KAGED tarafından uygulanan "İnsan Haklarının Korunması ve Geliştirilmesine Yönelik Karar Alma Süreçlerinde Diyalogun Arttırılması için STK Ağlarının Güçlendirilmesi Projesi" kapsamında Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından ortaklaşa finanse edilmektedir.

Bağlantılar

 

Anasayfa KOALİSYON HAKKINDA Biz Kimiz
MAHKEME HAKKINDA Yazdır e-Posta
Pazartesi, 11 Haziran 2007 14:17

 

ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ - ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ

BİLGİ NOTU 1 - ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ'NE GİRİŞ

 

"Mahkemenin kuruluşu hala, gelecek nesiller için bir umut hediyesidir ve evrensel insan hakları ve hukukun üstünlüğü yolunda ileriye yönelik atılan dev bir adımdır."

 

Kofi Annan, BM Genel Sekreteri, 18 Temmuz 1998 Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüyü İmza Töreni, Roma

 

1. Uluslararası Ceza Mahkemesi nedir?

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), devletlerin uluslararası hukuk kapsamında işleyebilecekleri en ağır suçlar olan soykırım, diğer insanlığa karşı suçlar ile savaş suçlarını soruşturmak amacıyla devletlerin uluslararası toplumu tarafından yaratılan daimi, bağımsız bir yargı organıdır.

2. UCM ne zaman kuruldu?

Temmuz 1998’deki diplomatik konferans, UCM’sini kuran Roma Statüsü’nü yalnızca 7 ret oyuna karşılık (21 çekimser) 120 kabul oyuyla ve oyçokluğu ile kabul etti. Roma Statüsü suçları, mahkemenin nasıl çalışacağını ve devletlerin mahkeme ile işbirliği için ne yapmaları gerektiğini tanımlar. Roma Statüsü, mahkemenin 60 ülkece onaylanması şartıyla hayat bulacağını belirtiyordu. 60ncı onay 2002’de gerçekleşti ve mahkemenin yargı yetkisi 1 Temmuz 2002 itibariyle başladı. Şubat 2003’te ilk 18 yargıç seçildi ve ilk Savcı Nisan 2003’te seçildi.

3. Mahkeme neden gereklidir?

Her ne kadar uluslararası toplum yarım yüzyılı aşkın bir süredir insan haklarını koruyucu uluslararası ve bölgesel sistemler oluşturduysa da milyonlarca insan soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarının kurbanları olmayı sürdürdü.

Ne yazık ki bu suçların sorumlularının sadece bir kısmı, asla ulusal mahkemelerce yargı önüne çıkarılmadı -faillerin çoğu bu suçları, fiillerinden dolayı mahkeme önüne getirilmeyeceklerinin kesinlikle olanaksız olduğu bilinciyle işlediler.

UCM aşağıdaki amaçlara hizmet edecektir:

  • Uluslararası hukukta tanımlanmış ağır suçlar işlemeyi planlayan kişilere karşı engelleyici bir rol oynayacaktır;
  • Bu suçların sorumlularını mahkeme önüne getirmek için birinci derecede sorumlu şahıs durumunda olan ulusal savcıları harekete geçirecektir; böylece
  • Mağdurlar ve aileleri, adalet ile gerçeğe ulaşma ve uzlaşma sürecine başlama şansına sahip olacaklardır;
  • Bu durum, söz konusu suçlarda cezasızlığın sona erdirilmesine doğru büyük bir adım olacaktır.

4. UCM’ nin ulusal mahkemeler üzerindeki etkisi ne olacaktır?

Ulusal mahkemeler bu tip suçlar konusunda her zaman yargılama yetkisine sahip olacaktır. “Tamamlayıcılık” ilkesi ışığında, UCM sadece ulusal mahkemeler isteksiz veya görevini ifa edemez durumdayken rol oynayacaktır. Örneğin; hükümetler kendi vatandaşlarına -özellikle bu kişiler yüksek mevkideyseler- soruşturma açmak konusunda isteksiz olabilirler veya iç çatışma sonucu ceza muhakemesi sisteminin çöktüğü yerlerde bu tür suçlarla ilgilenebilecek yetkili bir mahkeme bulunmayabilir. Bu gibi durumlarda tamamlayıcılık ilkesi devreye girecek ve UCM’nin yargılama yetkisi söz konusu olabilecektir.

5. Mahkeme, ne zaman uluslararası hukukça tanımlanmış ağır suçları işlediği şüphesi bulunan bireyler aleyhine dava açabilir?

Mahkeme, şu durumlarda kişiler hakkında soruşturma açmak için yetkilidir:

  • Suçlar Roma Statüsü’nü onaylayan devletin toprakları dahilinde işlendiğinde;
  • Suçlar Roma Statüsü’nü onaylayan devletin vatandaşı tarafından işlendiğinde;
  • Roma Statüsü’nü onaylamayan bir devlet, suç karşısında mahkemenin yargı yetkisini kabul ettiğine dair bir bildirimde bulunduğunda;
  • Suçlar, uluslararası barış ve güvenliği tehdit veya ihlal edildiği durumlarda işlendiğinde ve BM Güvenlik Konseyi durumu BM Şartı Bölüm 7’ye uygun şekilde mahkemeye gönderdiğinde.

6. Mahkeme kuruluşundan önce işlenmiş suçlar için yargılama yetkisine sahip olabilecek midir?

Hayır. Mahkeme sadece Roma Statüsü’ nün yürürlüğe girmesinden sonra işlenen suçlar üzerinde yargılama yetkisine sahip olacaktır.

7. Mahkemenin hangi olaylar hakkında dava açacağına kim karar verecektir?

Roma Statüsü olayların mahkeme önüne 3 farklı şekilde gelebileceğini belirtiyor:

  1. Mahkeme savcısı, sadece mahkemenin söz konusu suçu ya da bireyleri yargılama yetkisi var ise; kurban ya da ailesini de içerecek şekilde herhangi bir kaynaktan gelen bilgiye dayanarak, işlenmiş bir ya da birden fazla suçun söz konusu olduğu bir durum hakkında soruşturma başlatabilir (4. ve 5. sorulara bakınız ).
  2. Roma Statüsü’ nü onaylayan devletler, sadece mahkeme yargılama yetkisini haizse, işlenen bir veya birden fazla suçun olduğu bir durumun soruşturulması için savcıdan talepte bulunabilirler.
  3. BM Güvenlik Konseyi, işlenen suçun bir veya birden fazla olduğu bir durumu soruşturması için savcıdan talepte bulunabilir. 1nci ve 2nci yöntemlerin tersine, suçlar Roma Statüsü’ nü onaylamayan bir devletin topraklarında vuku bulmuş veya böyle bir devlet vatandaşı tarafından işlenmiş olsa bile BM Güvenlik Konseyi olayı savcıya bildirdiği zaman UCM yargı yetkisine sahip olacaktır.

Bununla birlikte, bu durumların her birinde bir soruşturma açılıp açılmayacağına ve soruşturma üzerinde temellenen hukuki onaya bağlı olan bir davanın açılıp açılmayacağına karar vermek, devletlerin ya da Güvenlik Konseyi’nin değil, UCM savcısının takdirine bağlıdır.

8. Roma Statüsü’ nün mümkün olduğunca çok devlet tarafından onaylanması niçin gereklidir?

Savcı ancak, eğer Güvenlik Konseyi mahkemeye herhangi bir talepte bulunmamışsa, suçu işlemekle itham olunan kişinin statüye taraf bir devletin vatandaşı olduğu veya suç, statüye taraf devletin topraklarında işlendiği durumlarda soruşturma başlatabilir. Güvenlik Konseyi’nin, eski Yugoslavya ve Ruanda’daki durumlar haricinde, ad hoc nitelikte uluslararası ceza mahkemeleri kurulmasına yönelik tereddüdü, pek çok olayda mahkemeye başvurmak için isteksiz olunduğunu gösterir. Bu nedenle, mahkemenin etkisi büyük ölçüde statüyü onaylayan devletlerin çokluğu ile ölçülecektir.

ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ - ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ

BİLGİ NOTU 2 - ONAY İÇİN ÇERÇEVE

"Sizin ve dünyadaki tüm parlamenter arkadaşlarınızın Roma Statüsü’nün imzalanması sürecini hızlandırması için ısrar ediyorum. Bizler, bu olağanüstü başarıyı mümkün olan en erken zamanda gerçekleştirmek için sahip olduğumuz hızı kaybetmemeliyiz."

Kofi Annan, BM Genel Sekreteri, İsveç Parlamentosu, 28 Mayıs 1999.

Nuremberg ve Tokyo davalarından bu yana yarım yüzyılı aşkın bir süredir, devletler soykırım suçunun, insanlığa karşı suçların ve savaş suçlarının milyonlarca kurbanı adına bu suçların sorumlularını adalet önüne getirme konusunda ekseriyetle başarısız olmuşlardır. UCM’ni kuran Roma Statüsü, devletler failleri adalet önüne getirmede ve kurbanlara giderim sağlamada isteksiz veya aciz olduklarında, daimi bir UCM’ nin kurulmasını şart koşarak bu problemin çözülmesi için yardım edecektir. Mahkemenin başarısı büyük ölçüde statünün yaygın bir şekilde onaylanmasına bağlıdır.

Yargılamalar neden suçun işlendiği ülkelerdeki mahkemelere bırakılamaz?

Yargılamalar ölüm cezasına, adaletsizliğe veya hileye yol açmadıkça, genel kural olarak suçun işlendiği yerde yapılmalıdır. Yargılamalar daha çok, kanıtların çoğunun bulunduğu, sanıkların, çoğu kurbanın ve tanıkların yaşadığı ve tarafların çoğunun yasal sistem ve dile aşina olduğu yerde yapıldığı zaman daha verimli ve en kuvvetli etkiye sahip olur.

Bununla birlikte, birçok olayda söz konusu standartlara uygun yargılamaların, suçun işlendiği yerde olmaları mümkün değildir. Bu tür suçları düzenleyen bir mevzuat mevcut olmayabilir veya yasal sistem çökmüş olabilir. Ülke, bu yargılamalar için kaynaklara sahip olmayabilir ya da şüpheliler, mağdurlar, tanıklar veya yargılama ile ilgili diğer kişilerin güvenliğini sağlayamayabilir. Savcıların soruşturma başlatmak üzere politik niyetleri olmayabilir. Savcıların bu suçları araştırması ve soruşturması, idari otoritelerce-bunların bir kısmı bu tip suçların işlenmesine karışmış olabilirler- ya da genel-özel aflar veya benzer cezasızlık şekilleri vasıtasıyla engellenebilir.

Pinochet davasındaki gibi evrensel yargı yetkisi ne durumda?

Bütün devletlerin mahkemeleri, nerede işlendiğine bakılmaksızın soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarının sorumlularını adalet önüne getirmek için uluslararası hukukça tanınan yetki ve göreve sahiptir. Bu evrensel yetkinin ulusal mahkemelerce kullanılması, şüpheliler ülkelerini ziyaret ettiklerinde ya da orada sığınma talep ettiklerinde veya şüpheli suçun işlendiği devlete iade edildiğinde son derece yararlı olacaktır. Evrensel yargı yetkisi aynı zamanda, statüyü onaylamayan devletin sınırları dahilinde işlenen suçların sorumlularının adalet önüne getirilmesine izin vererek statüdeki boşluğun doldurulmasına yardımcı olacaktır. Ancak bu tür suçların sayısı yakın gelecekte sınırlı kalacağa benziyor.

Niçin ihtiyaç duyulduğunda bir ad hoc UCM kurulmuyor?

Nuremberg ve Tokyo’dan bu yana yarım yüzyılı aşkın bir süredir, Güvenlik Konseyi sadece iki ad hoc UCM kurmuştur. 1993’te kurulan Eski Yugoslavya için Uluslararası Ceza Mahkemesi ile 1994’te kurulan Ruanda için Uluslararası Ceza Mahkemesi, halen gerçekleşmeye devam eden tutuklama vakaları ve çoğunun hakkında açık bir şekilde yapılan yargılamaları ile gittikçe artan bir etkiye sahip olmalarına rağmen, bu mahkemeler iki belirli zaman ve bölgede işlenen suçlarla sınırlandırılmıştır. Güvenlik Konseyi, 1993’ten beri Kamboçya, Çeçenistan, Doğu Timor, Guetamala, Irak, Liberya, Sierra Leone ve Somali’de olduğu gibi bazı büyük olaylar için aynı ad hoc mahkemelerini kurmayı başaramadı. Bu gönülsüzlük kısmen yeni kuruluşlar kurmanın maliyetinden ve kısmen de siyasi niyetin olmamasına dayanır.

Bundan sonra daimi bir UCM’nin avantajı nedir?

Daimi bir UCM, suçun işlendiği veya vatandaşları bu tür suçlardan şüpheli olan devletlerin mahkemeleri söz konusu sorumluları mahkeme önüne getirmek için isteksiz davranırlarsa veya acizlerse harekete geçecektir. UCM savcısı, adli onama gerektiren bir konuda, kurbanlar ve aileleri, hükümetler arası organizasyonlar, sivil toplum örgütleri, BM ve devletler gibi, kimi kaynaklardan sağlanan bilgilere dayanarak soruşturma açabilir ve Savcı, Güvenlik Konseyi’nin talepleriyle bağlı değildir. Ayrıca UCM, bütün uluslararası toplum adına konuşarak sesini, bir ulusal mahkemeye kıyasla daha etkili bir biçimde duyuracaktır. 1998’te tüm BM üyesi devletlerinin 2/3’ü Roma Statüsü’nün kabulü yönünde oy verdi ve birçoğu da gelecekte statüyü onaylama eğilimindedir.

UCM para harcanmasına niçin değer?

UCM’ nin yıllık bütçesi ileride 100 milyon dolar kadar olabilecekse de, bu meblağ dünyadaki adi suçların araştırılması ve soruşturulmasında devletlerin şimdiye dek yaptıkları harcamalarla karşılaştırıldığında küçük kalacaktır. Ayrıca UCM soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarına karşı caydırıcı olması nedeniyle bütçeden tasarruf edilmesine yardımcı olacak ve böylece zaman içerisinde karşılığını fazlasıyla verecektir.

Politik yönlendirmeli soruşturma ve araştırmalara karşı önlemler nelerdir?

Statü siyaset yararına değil, yalnızca adalet yararına araştırma ve soruşturma yapılmasını garanti etmek için bir çok önleme sahiptir. Güvenlik Konseyi ve devletler, UCM savcısına çağrı yapabilmelerine rağmen bir soruşturma açmak için izin istenip istenmeyeceğine karar vermek savcının inisiyatifindedir. Ayrıca, Güvenlik Konseyi ve devletler, UCM savcısından talepte bulunabilseler de, soruşturma açabilmek üzere mahkemeye başvurma yetkisi münhasıran savcıya aittir. Savcı, soruşturmada ve ceza davalarında geniş bir pratik deneyime sahip ve yüksek bir ahlaki karakterde ve yetkin olmalıdır. Savcılık makamı, bağımsız davranmakla mükelleftir. Savcı, hem soruşturma açmak hem de kovuşturma başlatmak Mahkemenin Ön-Dava Dairesi’nden izin talep etmelidir ve devletler bu talebe itiraz edebilirler.

ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ - ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ

BİLGİ NOTU 3 - SOYKIRIM SUÇUNUN YARGILANMASI

“Soykırım, suçların suçunu oluşturur.”

Savcı v. Kambanda Kararı ve Mahkumiyet, dava No. Ruanda için UCM 97-23-S (Dava Dairesi 4 Eylül 1998), para. 16.

Soykırım teriminin kökeni nedir?

Soykırım suçu ilk kez 1944 yılında, Rafael Lempkin’nin bu tarihten on yıl önce “Axis Rule in Occupied Europe” adlı kitabında yaptığı bir öneriye dayandırılarak tanımlandı. Soykırım(Genocide) kelimesi, Yunanca ırk, ulus ya da soy anlamına gelen “genos” kelimesi ile Latince öldürme anlamında kullanılan “cide” son ekinin birleşmesiyle oluşmuş, iki ayrı dilden alınmış kelimelerle yapılan birleşik bir kelimedir. Bu kelime, 1945 Nuremberg Şartında açıkça bir suç olarak tanımlanmamasına karşın, kıdemli Nazi subayların duruşmasının iddianame ve açılış konuşması sırasında Nuremberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi huzurunda insanlık karşıtı bir suç olarak zikredildi.

Soykırım nedir?

Soykırım, bir grup insanın tamamını veya bir kısmını yok etmeyi amaçlayan birtakım eylemlerin her biridir, bu yok etme maksadı soykırımı diğer insanlık karşıtı suçlardan ayırır.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü’nün 6. maddesi, 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. maddesinde tanımlanan soykırım suçunu yargılama yetkisini Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne vermiştir. Bu tanımlama uluslararası örf ve adet hukukunun bir parçası olarak kabul edilmiştir, bu nedenle Soykırım Sözleşmesini onaylamış olsun olmasın, tüm devletler için bağlayıcıdır. Ruanda ve Eski Yugoslavya için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemelerinin Statüleri de aynı tanımlamayı kullanmışlardır.

Uluslararası Ceza Mahkemesi hangi soykırım eylemlerini yargılayabilecek?

Aşağıda sıralanan beş yasak eylem, -ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu tamamen ya da kısmen yok etmek kastıyla işlenirse- soykırım suçunu oluşturur:

- Bir grubun üyelerini öldürülmesi

- Bir grubun üyelerinin ciddi bedensel veya zihinsel zarara uğratılması

- Bir grubun yaşam koşullarının üyelerine fiziksel zarar verilmesi amacıyla bilerek zorlaştırılması

- Bir grup içinde yeni doğumların önlenmesi

- Bir grubun çocuklarının zorla başka bir gruba aktarılması.

Kültürel soykırım (bir grubun üyelerinin kendi dilini kullanmasını , dini faaliyetlerini veya grubun kültürel faaliyetlerini gerçekleştirmesini engellemek amacıyla yapılan bilinçli eylemler) aynı zamanda bu beş yasak eylemden biri olmadıkça ve soykırım maksadıyla işlenmedikçe statüde kullanılan soykırım tanımına girmez. Benzer şekilde çevreye karşı saldırılar yoluyla yapılan ekosit (eko sistemi belirli bölgede bozmak veya yok etmek amacıyla işlenen eylemler) bu tanımlamanın kapsamına girmez ve bu saldırılar soykırım amacıyla gerçekleştirilmiş yasak beş eylemlerden birini içermedikçe soykırım suçunu oluşturmaz.

Tecavüz bir soykırım suçu olabilir mi?

Ruanda için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin verdiği 1998 tarihli Akayesu kararı, tecavüzün korunan bir grubun üyelerine ciddi bedensel ve ruhsal hasar verecek bir metot olarak uygulanmasının soykırım suçunu oluşturduğuna hükmederek bir dönüm noktası olmuştur. Buna ek olarak kararda, tecavüzün bir gruptaki doğumları engelleme aracı olarak kullanılabileceği belirtilmiştir. Örneğin, etnik kökenin babanın kimliğine göre belirlendiği toplumlarda bir kurbana onu hamile bırakmak üzere tecavüz etmek kurbanın kendi grubuna dahil bir çocuk doğurmasını engelleyebilmektedir.

Başkalarını soykırım suçu işlemeye teşvik eden kimseler suçlu mudur ( olacak mıdır?)

Statünün 25 (3) (b) maddesine göre soykırım suçu işleyen ya da işlemeye yeltenen birine bu suçun işlenmesini emreden, suça teşvik veya tahrik eden herkes soykırım suçlusudur. Ayrıca 23 (3) (e) maddesi uyarınca da bir kimsenin doğrudan ve alenen diğerlerini soykırım suçu işlemeye kışkırtması da soykırım suçunu oluşturur.

Soykırım suçu işleyenlere ya da işlemeye teşebbüs edenlere yardım edenler suçlu mudur?

Statünün 25 (3) (c ) maddesine göre bir başkasının soykırım suçu işlemesine veya işlemeye teşebbüs etmesine yardım eden, cesaret veren herkes soykırım suçlusudur. 25 (3) (f) maddesi soykırım suçu işlemeye yeltenen herkesin soykırım suçlusu olduğunun belirtir. Soykırım Sözleşmesinin 3. maddesinin tersine, soykırım yapmak için gizlice anlaşmak (komplo kurmak) açıkça bir suç olarak tanımlanmamasına rağmen Statünün 25. maddesi bunu suç olarak kabul etmiştir

Kim bir soykırım kurbanı olabilir?

Ulusal, etnik, ırksal ya da dini bir grubun herhangi bir üyesi soykırım kurbanı olabilir. “Etnik” terimiyle dilsel ve kültürel grupların kapsanması amaçlanmıştır. Roma Statüsü sosyal ve politik grupları potansiyel kurban tanımına dahil etmez. Ancak bu gruplara karşı yöneltilen insanlık karşıtı suçlar yaygın veya sistematik temelde ve bir devlet ya da örgüt politikasına uygun olarak işlenirse mahkemenin yargı yetkisine girer (bak. Bilgi Notu 4).

Bir grubun tamamen ya da bir bölümünün yok edilmesi mi yok etme amacını gütmek mi suçun oluşması için gereklidir?

Böyle bir gereklilik yoktur. Soykırım suçuyla suçlanmak için kasaba veya köy gibi belirli bir toplumdaki bir grubun büyük bir kısmını o grubun kimliği nedeniyle yok etme amacını gütmek yeterlidir.

Soykırım suçuyla kimler yargılanabilir?

Hangi mevkide olursa olsun herkes soykırım suçuyla yargılanabilir. Bu demektir ki, sadece soykırımı planlayan ve yapılmasını emreden bir devlet başkanı ya da hükümet bakanı değil suçu işleyen sıradan bir asker veya kapı komşusu da soykırım suçunun faili olabilir. Madde 33 (2) açıkça, bir üsttün emirlerine uymayı soykırım suçlamasına karşı yasal bir savunma nedeni olarak kabul etmez.

Soykırımın kanıtlanması için ne gereklidir?

Bir grubu tamamen veya kısmen yok etme amacının suçun temel unsuru olmasıyla birlikte, eylemlerin arkasındaki niyetin ve güdülerin kesin bir kanıtını bulmak hem çok önemli hem de genellikle çok zordur.

ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ - ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ

BİLGİ NOTU 4 - İNSALIĞA KARŞI SUÇLARIN KOVUŞTURULMASI

“Taraflar, varolan temel prensipleri korumak ve savaş halinin zorunluluklarını insanlığın koyduğu prensiplerle uzlaştırmaya devam etmek için, bilimin askeri silahlanmada sağlayabileceği olası gelişmeleri göz önünde bulunduran ek belgeler düzenlemek konusunda hem fikirdirler.”

400 gr Ağırlığı Altındaki Patlayıcı Mermilerin, Savaş Zamanında Kullanılması Hakkından Vazgeçildiğine Dair Deklarasyon (St. Petersburg Deklarasyonu), 1868.

“İnsanlığa Karşı Suçlar” kavramı 19. yüzyılın ortasında ortaya çıkmıştır. Bu tür suçların ilk dizini Birinci Dünya Savaşının sonunda yapılmasına rağmen, 1945’deki Nürenberg Mahkemesi Şartı’na kadar uluslararası bir belgede toplanmadılar. Nüremberg Şartı’nda tanımlandığı haliyle İnsanlığa Karşı Suçlar, takip eden yıllarda BM Genel Kurulu tarafından uluslararası hukukun bir parçası olarak tanındı ve eski Yugoslavya ve Ruanda için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesinin Statüyü de dahil olmak üzere, daha sonraki uluslararası belgelerin kapsamına alındı. Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüyü 17 Temmuz 1998’de kabul edildiğinde İnsanlığa Karşı Suçlar ilk kez uluslararası bir antlaşmada tanımlanmış oldular.

İnsanlığa karşı suçları sıradan suçlardan ayıran nedir?

Statü, insanlığa karşı suçlar, sıradan suçlardan sahip olduğu yargılama yetkisinden dolayı üç biçimde ayrılır:

Birincisi, cinayet gibi suç oluşturan eylemler “geniş ölçekli ve sistematik bir saldırının parçası olarak işlenmiş” olmak zorundadır. Bununla birlikte, buradaki saldırı kelimesi askeri bir saldırı anlamına gelmez ve sınır dışı etmek ve zorla yerinden etmek gibi kanunları ve idari önlemleri kapsayabilir.

İkincisi, eylemler “sivil bir nüfusa karşı yöneltilmek” zorundadır. İnsanlığa karşı suç düzeyine yükselmeyen tek başına, izole, ayrı ya da rasgele eylemler bu sıfatla kovuşturulamaz. Sivil nüfusun arasında çok az sayıdaki bir askerin varlığı, onları sivil karakterlerinden mahrum etmek için yeterli değildir.

Üçüncüsü, eylemler “bir Devlet ya da organizasyonla ilgili politikaya” uygun bir şekilde gerçekleştirilmiş olmak zorundadır. Bu yüzden, suçlar devlet görevlileri ya da kişilerin teşvik ettiği eylemler yoluyla ya da onların ittifakı veya rızasıyla işlenebilir, örneğin ölüm mangaları gibi.

İnsanlığa karşı suçlar, aynı zamanda hükümetle hiçbir bağlantısı bulunmayan, asi gruplar gibi organizasyonların politikalarına uygun olarak işlenebilir.

İnsanlığa karşı suçları meydana getiren eylemler nelerdir?

Statü aşağıdaki 11 eylem türünü insanlığa karşı suç düzeyine varmaya muktedir olan eylemler olarak tanımlar:

Cinayet: kasıtlı öldürme;

Soykırım: Geniş bir ölçüde grupların üyelerine yöneltilen kasıtlı öldürme; bu nüfusun bir bölümünün yok edilmesine kasıtlı olarak neden olmanın yanında, nüfusu yiyecek ve tıbbi bakımdan yoksun bırakmayı da içerir;

Köleleştirme: Bir kişi üzerinde sahiplik gücünü uygulama; bu kişilerin özellikle de kadınların ve çocukların alınıp satılmasını da içerir;

Nüfusun sınır dışı edilmesi ya da zora dayanarak başka bir yere aktarılması: İnsanları, uluslararası hukuk kapsamında izin verilen bir temel olmaksızın, kanunen mevcut bulundukları bir alanı terk etmeye zorlamak; sınır dışı etmek ulusal sınırların karşı tarafına geçirmeyi ve zora dayanarak ulusal sınırlar içinde meydana gelen aktarılmaları da içerir.

Uluslararası hukukun temel kurallarının bir ihlali olarak hapsetme ya da fiziksel özgürlüğü ciddi bir şekilde kısıtlama.

İşkence: Gözaltında ya da sanıklar kontrol altındayken bir kişiye yönelik ciddi fiziksel ya da zihinsel acıya ya da ızdıraba kasıtlı olarak neden olmak.

Tecavüz, cinsel kölelik, zorla fuhuş, zorla hamile bırakmak, tecrit uygulamak, ya da benzer nitelikli vahameti olan cinsel şiddetin herhangi bir diğer biçimi: Tecavüz ve cinsel şiddetin diğer biçimleri, bir insanlığa karşı suç ve bir savaş suçu olarak işkence gibi UCM’nin yargı yetkisi içindeki diğer suçları oluşturur.

Statü kapsamındaki herhangi bir suç konusunda, uluslararası hukuk kapsamında evrensel bir şekilde yasaklanmış, belirlenebilir herhangi bir guruba ya da topluluğa karşı politik, ırksal, ulusal, etnik, dinsel, toplumsal cinsiyet ya da başka bir temel üzerinde zulmetmek: Grubun ya da topluluğun kimliği nedeniyle uluslararası hukuka aykırı olarak temel haklarından kasıtlı ve ciddi bir şekilde mahrum edilmesi ve insanlığa karşı bir suç, savaş suçu ya da soykırım oluşturan bazı diğer eylemlerle bağlantılı olmak.

Kaybetme uygulaması: Bir devletin ya da politik bir organizasyonun yetkisi, ittifakı ya da işbirliği ile ya da yoluyla kişilerin tutuklanması, gözaltına alınması ya da kaçırılmasını takiben ya (1) özgürlüğünden yoksun bıraktığını reddetmek ya da (2) süre giden bir zaman sürecinde hukukun koruyuculuğundan kasıtlı bir şekilde çıkarılması yoluyla “kaybedilen” kişilerin akıbeti hakkındaki bilgiyi vermeyi reddetmek.

Irk ayrımcılığı suçu: Irksal bir grubun herhangi bir diğer ırksal grup üzerindeki yönetimini devam ettirme kastı ile tahsis edilmiş sistematik baskı ve egemenliğin kurumsallaştırıldığı bir yönetim bağlamında yapılan insanlık dışı eylemler; ve

Büyük ızdırap ya da vücuda ya da zihinsel veya fiziksel sağlığa yönelik ciddi zarara kasıtlı bir şekilde neden olan benzer nitelikli diğer insanlık dışı eylemler: Diğer insanlığa karşı suçlara benzer bir ağırlıktaki insanlık dışı eylemler

Silahlı çatışmalara yönelik herhangi bir bağlantı kurulması gerekir mi?

Roma Statüsünü tasarlayan devletler, silahlı çatışmalara yönelik herhangi bir bağlantıyı dahil etmeyerek, ister barış zamanlarında isterse silahlı çatışmalarda olsun insanlığa karşı suçların işlenebileceğini tekrar teyit etmişlerdir. Nürnberg ve Tokyo Mahkemelerinin yargılama yetkisi İkinci Dünya savaşı sırasında işlenen insanlığa karşı suçlarla sınırlı olmasına rağmen, müteakip uluslararası belgeler, hukuk bilimi ve bilimsel analizler suçların insanlık karşıtı suç olması için silahlı çatışmalar sırasında meydana gelmesinin şart olmadığını açıkça göstermişlerdir.

Eylemlerin ayrımcılıkla ilgili bir niyetle işlenmiş olmasına dair herhangi bir gereklilik var mıdır?

Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesinin Statüsündeki yetki alanına özgü gerekliliklerin aksine, insanlığa karşı zulüm suçu dışında, uluslararası hukukta ve Statüde böyle bir zorunluluk yoktur.

ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ - ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ

BİLGİ NOTU 5 - SAVAŞ SUÇLARININ KOVUŞTURULMASI

"Uluslararası insancıl hukukun kurallarını ihlal eden silahlı kuvvetlerin her bir üyesi ceza ya da disiplinle ilgili şartlara uyarınca yargılanabileceğini bilmelidir."

Alman Ordusunun Müşterek Hizmet Kuralları, (Zdv) 15/2, Ağustos 1992.

Savaş suçları, Orta Çağdan beri ulusal mahkemeler tarafından cezalandırılabilmiştir. Savaş suçlarının ilk kez kapsamlı bir kanun halinde toplanması, Amerikan İç Savaşı sırasında Başkan Lincoln tarafından 1863´de çıkarılan Lieber Kuralları´nda gerçekleştirildi. O tarihten bu yana 1907 tarihli IV nolu La Haye Sözleşmesi ve onun yönetmelikleri, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ve onların 1977 tarihli protokolleri de dahil olmak üzere pek çok uluslararası insancıl hukuk sözleşmesi hazırlanmıştır. Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüyü´nün (Statü) 8. Maddesi bu anlaşmalarda ve uluslararası örf ve adet hukukunda tanımlanmış uluslararası silahlı çatışma esnasında işlenen savaş suçlarının büyük bir bölümü üzerinde Uluslararası Ceza Mahkemesi´ne (UCM) yetki verir. Bu iç savaşlar gibi günümüzün en yaygın çatışmaları olan uluslararası olmayan silahlı çatışmalarda işlenmiş savaş suçlarını yargılama yetkisinin de Uluslararası Ceza Mahkemesi´ne verilmesi yoluyla uluslararası hukuktaki en son gelişmeleri de teyit etmektedir. İnsanlığa karşı suçlardan farklı olarak bir savaş suçu tek, ayrı, dağınık ya da rasgele bir eylem olabilir. Bu eylemlerin yaygın ve sistematik olmasına yönelik herhangi bir koşul yoktur.

Statüyün kapsamındaki uluslararası silahlı çatışmalar sırasında işlenen savaş suçları nelerdir?

Bu savaş suçları iki ana kategoriye ayrılır. Birincisi, Uluslararası Ceza Mahkemesi 1949 Cenevre Sözleşmeleri´nin dördünün ağır ihlalleriyle suçlanan kişileri yargılayabilir. Bunlar yaralı askerler, yaralı ya da deniz kazasına uğrayan denizciler, savaş esirleri ve işgal altındaki topraklardaki siviller dahil olmak üzere Cenevre Sözleşmeleri tarafından korunan kişilere karşı işlendiğinde şu eylemlerini içerir; kasten öldürme, biyolojik deneyler yapmayı da kapsayan işkence ya da insanlık dışı muamele, kasten dayanılmaz acıya maruz bırakma ya da vücuda veya sağlığa ciddi zarar verme; kanunsuz ve nedensiz bir şekilde ve askeri zorunluluklarla meşrulaştırılamayacak şekilde geniş çapta tahrip etme ve mülke el koyma; savaş esirlerini ya da korunan diğer kişileri düşman devletin silahlı kuvvetlerinde hizmet vermeye zorlama; savaş esirlerini ya da korunan diğer kişileri adil ve kurallara uygun yargılanma hakkından kasıtlı olarak mahrum bakma; hukuk dışı bir şekilde sınır dışı ya da transfer etme ya da kanundışı bir şekilde hapsetme; rehin alma.

İkinci olarak Mahkeme, La Haye yönetmeliklerinde ve Cenevre Sözleşmeleri´nin I nolu Protokolünde ve uluslararası örf ve adet hukukunda tanımlanmış ihlalleri de içerecek şekilde uluslararası insancıl hukukun diğer ihlallerinin büyük bir kısmı üzerinde yargılama yetkisine sahiptir. Statü, uluslararası olmayan silahlı çatışmaları, tek başına ya da ara sıra gerçekleşen şiddet eylemlerini ve benzer nitelikteki farklı eylemler gibi dahili karışıklık, gerginlik içeren durumları kapsamaz.  Ancak, UCM’nin yargı yetkisinin, silahlı politik gruplarla hükümet güçleri arasında uzun süreli çatışmalarda olduğu kadar, dünyada sayıları giderek artan silahlı politik gruplar arasındaki silahlı çatışmalar esnasında işlenmiş savaş suçlarını kapsadığı Statü’de açıkça belirtilmiştir.

Bunlar şunları içermektedir:

- Doğrudan sivil nüfusa, sivil eşyalarına, insani yardıma ya da barış koruyucu misyonların yanı sıra sağlayacağı önceden tahmin edilen somut ve doğrudan doğruya askeri avantaja oranla aşırı bir şekilde sivil hedeflere zarar vereceği ya da sivilleri yaralayacağı ya da rastlantısal olarak can kaybına yol açacağı bilinen saldırılar da dahil olmak üzere sivillere yönelik yasaklanmış saldırılar; Kızılhaç ve Kızılay amblemlerini taşıyan binalara, malzemelere, tıp birimlerine, ulaşım araçlarına ve kişilere karşı saldırılar; ve askeri hedef olmayan din, eğitim, sanat, bilim ya da hayır amaçlarıyla kullanılan binalara, tarihi anıtlara ve hastanelere saldırılar;

- Teslim olmuş askerleri öldürmek ya da yaralamak; uzuv keserek fiziksel olarak sakat bırakmak; kişinin ölüme sebebiyet verecek ya da onun sağlığını ciddi biçimde tehlikeye atacak tıbbi olarak meşrulaştırılamayacak ve kişinin çıkarları doğrultusunda yapılmayan tıbbi ya da bilimsel deneyler gerçekleştirmek; kişinin onuruna yönelik saldırı, özellikle de onur kırıcı ve aşağılayıcı muamele; tecavüz ve cinsel şiddetin diğer biçimleri ve insanları kalkan olarak kullanmak gibi savunmasız kişilere zarar verme;

- Ateşkes bayrağını, BM ya da düşman işaretini ya da Kızılhaç ve Kızılay amblemlerini kötüye kullanmak; esir alınmayacağını bildirmek; askeri gerekliliklerle meşrulaştırmadıkça düşman mülklerini yağmalama, yok etme ya da zaptetme; zehir ya da zehirli silahlar, belirli gazları, vücutta parçalanan kurşunları ve yapılacak bir değişiklikle statüye eklenecek diğer silahlar gibi yasaklanmış silahları kullanmak; bir savaş yöntemi olarak sivilleri kasten aç bırakmak ya da ulusal silahlı kuvvetlere 15 yaşından küçük çocukları almak ya da onları silahlı çatışmalara aktif bir şekilde katarak kullanmak gibi bazı yasaklanmış savaş yöntemleri;

- İşgalciler tarafından işgal ettikleri topraklara kendi sivil nüfuslarının dolaylı olarak ya da doğrudan transferi ya da işgal edilen toprakların nüfusunun tamamının veya bir parçasının sınır dışı edilmesi ya da transferi; düşman vatandaşlarının yasal haklarını kaldırma ya da askıya alma ya da onları kendi ülkelerine karşı askeri operasyonlara katılmaya zorlamak da dahil olmak üzere, işgal edilen topraklarda ya da düşman vatandaşlarına karşı yasaklanmış bazı eylemler.

UCM iç savaşlardaki savaş suçlarıyla suçlanan kişileri ne zaman yargılayabilir?

Statüdeki uluslararası olmayan silahlı çatışmaların tanımı isyan, tek başına ya da ara sıra gerçekleşen şiddet eylemleri, ya da benzer nitelikli diğer eylemler gibi dahili karışıklık ve gerginlik içeren durumları kapsamaz. Statü UCM´nin yargı yetkisinin, silahlı politik gruplarla hükümet güçleri arasında olduğu kadar, giderek artan silahlı politik gruplar arasındaki silahlı çatışmalar sırasında işlenmiş savaş suçlarını da kapsadığını açık bir şekilde belirtir. Uluslararası olmayan silahlı çatışmalarda işlenen savaş suçları da dahil edilmektedir.

Statüde öngörülen uluslararası olmayan silahlı çatışmalar sırasında işlenen savaş suçları nelerdir?

Statü uluslararası olmayan silahlı çatışmalar sırasında işlenen savaş suçlarının üç şeklini içermektedir.

- Yaşam ve kişilik haklarının ihlali, özellikle her türlü cinayet, uzuv kesilmesi, zalimane muamele ve işkence; onuruna yönelik yapılan saldırı, özellikle aşağılayıcı ve onur kırıcı muamele; rehin alma; önceden yaygın olarak vazgeçilmez kabul edilen bütün adli garantileri sağlayan ve kurallara uygun bir şekilde oluşturulmuş mahkeme tarafından verilen karar olmaksızın idam hükümlerinin ve infazların gerçekleştirilmesi de dahil olmak üzere sivillere, yaralılara ve gözaltındakilere karşı Cenevre Sözleşmeleri´nin ortak 3. maddesinin ihlalleri.

- Doğrudan sivil nüfusuna, Kızılhaç ve Kızılay´ı belirten amblemleri taşıyan binalara, malzemelere, tıp birimlerine ve ulaşım araçları ve kişilere; insani yardım ya da BM barış koruyucu misyonlarına; askeri bir hedef teşkil etmeyen din, eğitim, sanat, bilim ya da hayır işlerinde kullanılmak üzere tahsis edilmiş binalara, tarihi anıtlara, hastanelere yönelik kasten saldırı; yağmalama; tecavüz ve cinsel şiddet suçlarının diğer biçimleri; 15 yaşından küçük çocukları askere veya silahlı gruplara alma ya da onları silahlı çatışmalara aktif bir şekilde katılarak kullanma da dahil olmak üzere Cenevre Sözleşmeleri II nolu Protokol´de genel olarak öngörülen insancıl hukukunun ihlalleri.

- Düşman savaşçıları hileli bir şekilde öldürmek ya da yaralamak; esir alınmayacağını bildirmek, fiziksel uzuv kesimi ya da tıbbi ya da bilimsel deneyler yapmak; askeri bir zorunlulukla meşrulaştırılmadıkça bir düşman mülkünü yok etmek ya da zaptetmek de dahil olmak üzere geleneksel olarak sadece uluslararası silahlı çatışmalarda savaş suçu olarak tanınmış eylemler.

ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ - ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ

BİLGİ NOTU 6 - MAĞDURLAR İÇİN ADALET TEMİN EDİLMESİ

"Mağdurlara şefkatle ve insanlık onuruna saygıyla muamele edilmelidir. Mağdurlar uğradıkları zararlar için ulusal mevzuatta öngörülen adalet mekanizmalarına ulaşma ve bir giderim elde etme hakkına sahiptirler."

BM Suç ve Yetki İstismarı Mağdurlarına Adalet Temin Edilmesi Hakkındaki Temel Prensipler Deklarasyonu, Prensip 4.

Son zamanlarda, mağdurları ve onların haklarını daha iyi bir şekilde göz önünde bulunduracak bir ceza hukuku sistemi sağlamaya yönelik, yeniden güç kazanan uluslararası bir ilgi vardır. Bu, üç anahtar ilkeyi - davaya mağdurun katılımı, mağdurların ve tanıkların korunması ve giderim hakkı - kutsal kabul eden Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüyü´ne (Statü) yansıtılmıştır. Statü, Uluslararası Ceza Mahkemesi´nin (UCM) her zaman sanığın haklarına ve adil ve tarafsız bir yargılanma hakkına zarar vermeyecek ya da ters düşmeyecek önlemleri almasını şart koşar.

1. DAVAYA KATILIM

Statü kapsamında mağdura ayrılan yer nedir?

Statünün hazırlayıcıları tarafından oluşturulan mağdur katılım rejimi, insan hakları hukukunun uluslararası yapısı ve uluslararası insancıl hukuk ile mağdurların rolü üzerine yerleştirilen büyümekte olan vurgu bağlamında yer alan bir tartışmadan doğmuştur.(…) Statü, mağdurlara Mahkeme önünde bağımsız bir ses ve rol vermektedir. Özellikle Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı ile yüz yüze olmak üzere bu bağımsızlığı uluslararası kullanmak mümkün olmalıdır, böylelikle mağdurlar kendi menfaatlerini ortaya koyabilirler.”

Statünün önsözü "bu yüzyıl boyunca milyonlarda çocuk, kadın ve erkeğin insanlığın vicdanını derin bir şekilde yaralayan tasavvur edilemez ölçülerdeki vahşetin mağdurları olduğunu" hatırlatarak, Statünün merkezinde yatanın mağdurlar için adaleti temin etmek olduğunu belirtir.
Statü adaletin ve mağdurların çıkarlarının birbirini tamamlayıcı olduğunu kabul eder. Mağdurların büyük olasılıkla en önemli çıkarı suçun etkili bir şekilde soruşturulması ve adaletin gerçekleşmesi olacaktır.

Mağdurlar davaya katılabilir mi?

UCM mağdurlara korunması gereken pasif nesneler ya da iddia makamı için bir vasıta olarak muamele etmez. Statü, mağdurların ceza davasına yapabilecekleri katkıları ve o davanın mağdurlar için önemini kabul eder. O nedenle, Madde 68(3)´e dayanarak, UCM´nin davanın ilgili aşamalarında mağdurların kaygı ve görüşlerini sunmasına izin vermelidir.

Mağdurlar yargılamanın ve yargılama-sonrası muhakemenin herhangi bir aşamasına katılabilirler mi?

Madde 68(3), sanığın haklarına ve adil ve tarafsız bir yargılamaya zarar vermeyecek ve onlarla tutarsızlık teşkil etmeyecek bir biçimde davanın herhangi uygun bir aşamasında, değerlendirilmesi için, mağdurların mevcut görüşlerini ve kaygılarını iletmelerine UCM´nin izin vermesini öngörür. Davanın uygun aşamaları istinaf, ceza indirimiyle ilgili celseler, yeniden incelemeler ve serbest bırakma ile ilgili celseler dahil olmak üzere muhakeme, hüküm, giderim verilmesi ve yargılama sonrası muhakemeyi kapsamalıdır.

Bir soruşturmanın ya da kovuşturmanın başlatılmasında mağdurların rolü nedir?

Madde 15, mağdurlar dahil olmak üzere, herhangi bir kaynaktan gelen bilgiler temelinde soruşturma başlatması için savcıya yetki verir. Mağdurlar, Ön-Dava Dairesi bir soruşturmaya izin verilip verilmeyeceğine karar verirken sunumda bulunabilirler ve Savcı ya da Ön-Dava Dairesi bir soruşturmayı devam etmemeye karar verdiklerinde mağdurları bilgilendirilmelidir.

UCM’de mağdurların ve mağdur ailelerin desteklenmesi nasıl düzenleniyor?

Mahkemenin yargı yetkisine giren suçlarla ilgili olarak Mağdur Destek Fonu oluşturulmuştur. Bu Fon, çocuklar da dâhil mağdurların ve ailelerinin haklarını    desteklemek    ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere    çalışmalar yürütmektedir. İşin çocuklarla ilgili yanı en önemli kısmını oluşturmaktadır. Bu konularla ilgili Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Ek Protokollerinde yer alan normlar şunlardır:

• “Taraf Devletler, her türlü ihmal, sömürü ya da suiistimal, işkence ya da her türlü zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ya da ceza uygulaması ya da silahlı çatışma mağduru olan bir çocuğun, bedensel ve ruhsal bakımdan sağlığına yeniden kavuşması ve yeniden toplumla bütünleşebilmesini temin için uygun olan tüm önlemleri alırlar. Bu tür sağlığa kavuşturma ve toplumla bütünleştirme, çocuğun sağlığını, özgüvenini ve saygınlığını geliştirici bir ortamda gerçekleştirilir.” [ÇHS, Madde 39]

• “Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.” [ÇHS, Madde 3(1)]

• “(…) çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.” [ÇHS, Madde 12(2)]



II. MAĞDURLARIN VE TANIKLARIN KORUNMASI

Statü mağdurların ve tanıkların korunmasının önemini tanır mı?

Statü, mağdurların ve tanıkların ve ailelerinin güvenliğini, fiziksel ve psikolojik rahatlığını, onurunu ve mahremiyetini sağlayacak önlemlerin UCM´nin güvenirliliğini ve meşruiyetini desteklemekte temel olduğunu kabul eder.Mağdur ve tanıkları koruyacak potansiyel tedbir, onların gizliliği olacaktır, yani onların kimliklerinin sanığa ve onun hukuki temsilcilerine bildirilmemesidir.

Gizli tanıklık:

UCM temel metinlerinde, gizli tanıklık meselesi ile ilgili işlemlerinde uygulanacak özel düzenlemeler yoktur. Kural 87, tanığın kimliğini savunma makamından gizlenmesi ihtimaline izin vermez, çünkü düzenleme ex parte olarak, yani diğer taraflara bildirmeden alınacak koruyucu tedbirlerin alınmasına izin vermez. Her tedbirin Kural 88 gereğince özel tedbir olarak emredilmesi gerekir ve bu tedbirlere izin verilip verilmemesi yargıcın takdir yetkisine bağlıdır. Sanığın haklarıyla uyumsuz olduğunda tedbir emri verilmez.

Savunmaya Beyanı Geciktirme ve “Yuvarlak Beyan”:

Statü, Usul ve delil kuralları uyarınca mağdur, tanıklar ve ailelerinin güvenliğini temin için savunma makamına gönderilecek beyan ertelenebilir. Dava başlamadan önceki işlemlerde bu tedbirler uygulanır. Statü 68 (5) maddeye göre “ delil veya bilginin açıklanması tanık veya ailesinin güvenliğini ciddi tehlikeye atıyorsa savcı bu tür bilgileri ve delilleri beyan etmez onun yerine özetini gönderir. Buna ilaveten Kural 81 (4) “ Dava dairesi ya kendi başına ya da Savcı’nın, sanığın veya herhangi bir tarafın isteği üzerine bilgi kaynağının emniyetini sağlayacak önlemleri alır… Tanıkları, mağdurları ve aileleri korumak için dava öncesi kimliklerini beyan etmeme hususunda yetkilendirir.”

Mağdurlara ve tanıklara yardımcı olacak özel bir birim olacak mıdır?

Madde 43(6) UCM Kaleminde bir Mağdur ve Tanık Biriminin kurulmasını öngörür. Bu, UCM önünde hazır bulunan mağdurlara ve tanıklara ve bu türden tanıklıklardan dolayı risk altında olan aile üyeleri gibi diğerlerine koruyucu önlemleri, güvenlik tedbirlerini, danışma ve diğer uygun yardımları temin edecektir.

Madde 68(4) bu türden önlemler hakkında Savcıya ve UCM´nin diğer kısımlarına görüş bildirme için Birimi yetkilendirir. Birim cinsel şiddet mağdurlarını ve çocuk mağdurları da içerecek şekilde travma geçirmiş bireylerle ilgilenebilecek eğitimli kişileri ve deneyimli profesyonelleri içerecektir.

Statü kapsamında, Savcının mağdurlara yönelik sorumlulukları nelerdir?

Madde 54(1)(b), Savcının bir soruşturmanın ya da cezai takibat sırasında yaş, toplumsal cinsiyet (gender) ve sağlığı da dahil olmak üzere mağdurların ve tanıkların kişisel koşullarına ve çıkarlarına saygı göstermesini ve özellikle cinsel şiddet, toplumsal cinsiyet şiddet ya da çocuklara karşı şiddet içeren durumlarda suçun niteliğini göz önünde bulundurmasını gerektirir.

Ek olarak, Madde 68(1) Savcının özellikle suçun soruşturulması ve kovuşturma sırasında mağdurların ve tanıkların güvenliğini, fiziksel ve psikolojik rahatlığını, onurunu ve mahremiyetini koruyacak uygun önlemleri almasını gerektirir.

Madde 68(5) ayrıca Savcıya, eğer tanığın ya da ailesinin güvenliğini büyük ölçüde tehlikeye sokacaksa, özet bir bilgi sunmak suretiyle, yargılamaya kadar delilleri ve bilgileri saklayabilmesini öngörür.

Kimler Koruyucu Tedbirlerin Alınmasını İsteyebilir?

Koruyucu tedbirler:
-    Savcı
-    Savunma veya
-    Tanıklar, mağdurlar veya onların yasal temsilcileri tarafından istenebilir.

Bu tedbirler ayrıca Daire tarafından re’sen de alınabilmetedir. Mağdurlar ve Tanıklar Birimi’nin her çeşit tedbir bakımından danışman bir rolü vardır. Kural 87/1, Daire’nin “ Mağdurlar ve Tanıklar birimi ile istişarede bulunduktan sonra, uygun görüldüğü şekilde” tedbirler alabileceğini düzenlemiştir.


Ön-Dava Dairesinin ve Dava Dairesinin mağdurlara yönelik sorumlulukları nelerdir?

Madde 57(3) gerektiğinde Ön-Dava Dairesinin mağdurların ve tanıkların mahremiyetini ve korunmasını sağlayabildiğini açıklar ve Madde 68(1) koruyucu önlemleri alması için Dava Dairesini yetkili kılar. Madde 68(2) UCM´nin yargılamanın herhangi bir bölümünü kamuya kapalı (in camera) yapmak ya da delillerin elektronik ya da diğer özel araçlar yoluyla sunulmasına izin vermek suretiyle mağdurların ve tanıkların kimliğini basından ve kamudan koruyabilmesini de imkan tanır.


III. GİDERİM

UCM mağdur için giderim kararı verebilir mi?

Giderimin kendi başına hayati önem taşıyan bir biçimi olarak failin adalet önüne getirilmesine ek olarak, Madde 75(1) kapsamında UCM´nin giderimle ilgili ilkeleri belirlemesi gerekir ve mahkum olmuş kişinin mağdurlara eski haline getirme, tazminat, rehabilitasyon, telafi etme, tekrarlanmayacağının garantisi ve belli bir durumda uygun gördüğü herhangi başka tür giderimi de içerecek şekilde giderim sağlama kararı da verebilir.

UCM tarafından bu tür kararlar nasıl verilecektir?

Madde 75(2)´ye göre UCM mahkum edilmiş kişinin mağdurlara doğrudan ya da UCM´nin Vakıf Fonu yoluyla giderim vermesine karar verebilir. Bu türden bir karar verilmeden önce, UCM, göz önünde bulundurmak zorunda olduğu, mahkum edilen kişinin, mağdurun ve ilgili kişilerin ya da devletlerin görüşlerini almak üzere çağrıda bulunabilir. Kişi mahkum olduğu takdirde, özellikle mağdurun yararına el konulabilmesi amacıyla mal varlığının giderim ödemekten kaçmak için gizlenmemesini ya da transfer edilmemesini sağlamak için, UCM, sanığın mal varlığının dava sonuçlana kadar saklanmasını sağlamaya yönelik koruyucu önlemler alabilir.

Giderimde devletlerin rolü nedir?

Taraf devletler Madde 75(2)´de giderim hakkında herhangi bir UCM kararının yerine getirilmesi konusunda anlaşmaya varmışlardır. Bazı durumlarda Taraf devletler, mahkum edilen kişi tazminatı ödeyebilecek kapasiteye sahip olmadığı zaman ya da devletin bizzat kendisi de suçun sorumlusu olduğu zaman, mağdurlara yönelik giderimi kendilerinin sağlamasını temin etmek için uluslararası ve ulusal hukuk kapsamında bir sorumluluk yükleneceklerdir.

ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ - ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ

BİLGİ NOTU 7 - KADINLARA ADALET SAĞLAMAK

"Maalesef çatışma çok fazla zaman onu en az göğüsleyebilecek toplumlarda meydana gelir, onu en az hak edene zarar verir ve kendini ona karşı savunmaya en az hazırlıklı olanı en çok etkiler. Savaşın asıl hedefi siviller olmuştur. Kadınlar, tecavüz ve zorla yerinden edilmeden, yiyecek ve ilaç hakkının reddine kadar, kendi paylarına düşenin fazlasına katlanıyorlar."

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Birleşmiş Milletler Kadın Hakları ve Uluslararası Barış Günü, 6 Mart 2000, Basın Açıklaması, SG/SM/7325, WOM/1190.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi´nin kabulünün ardından yarım asır geçmesine rağmen kadınlara yönelik ayrımcılık ve şiddet hala dünya genelinde gündelik yaşamın bir gerçekliği olmaya devam ediyor. Kadınların insan hakları ihlallerine maruz kalma olasılığı silahlı çatışma hallerinde yoğunlaşıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüyü (Statü), en ağır suçların mağdurları olan kadınların uluslararası hukuk çerçevesinde adalete başvurma haklarını ve kadınların Uluslararası Ceza Mahkemesi´nde (UCM) rol oynamasını güvence altına alacak bir toplumsal cinsiyet (gender) perspektifini içinde barındırır.

Roma Statüsü, UCM’ye soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçu hakkında yargı yetkisi tanımaktadır. Bu tür suçların çoğuna hem kadınlar hem de erkekler maruz kalabilir, ancak zorla hamile bırakma gibi bazı suçlar yalnızca kadınlara karşı işlenmektedir. Tecavüz ve cinsel şiddet gibi diğer bazı suçlar da büyük ölçüde kadınlara karşı işlenmektedir. Cinsiyet temelli suçlar uluslararası mahkemelerde ancak 1990’lardan sonra ciddi biçimde yargılanmaya başlamıştır. Ruanda ve Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemeleri,   cinsiyet temelli suçların uluslararası düzeyde kabul görmesinde önemli bir rol oynamıştır. UCM’nin kuruluş sürecinde tüm dünyada kadın hakları alanında çalışan örgütlerin yürüttüğü kampanya sonucunda Roma Statüsü, cinsel ve cinsiyet temelli çok sayıda suçu uluslararası ceza hukuku altında en ciddi suçlar arasında sıralayan ilk uluslararası anlaşma olmuştur. Statüye göre, Savcı ve Yazı İşleri Bürosu Başkanının “etkinlik, bütünlük ve uzmanlık standartlarını sağlayarak”, kadınlara yönelik şiddet konusu da dâhil,   belirli konularda gereken uzmanlığı sağlayacak personeli istihdam etmesi ve personel istihdamında kadınların ve erkeklerin adil bir biçimde temsil edilmelerini sağlamaları gerekmektedir.


Uluslararası Ceza Mahkemesi´nin yargılama yetkisine sahip olduğu kadınlara yönelik suçlar hangilerdir?

Roma Statüyü Uluslararası Ceza Mahkemesi´ne soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarını yargılama yetkisi vermiştir. Hem erkekler hem de kadınlar bu suçların çoğunun mağdurları olabilmelerine rağmen, bu suçların bazıları, örneğin zorla hamile bırakma, sadece kadınlara yönelik işlenebilmektedir. Tecavüz ve cinsel taciz gibi diğer suçlar da büyük oranda kadınlara karşı işlenmektedir.

Kadınlara yönelik saldırılar soykırıma varabilir mi?

Kadınlara yönelik şiddet soykırımın bir aracı olarak kullanılabilmektedir. Kadınlar 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında Sözleşme´de (Soykırım Sözleşmesi) açıkça korunan dört gruptan biri olmamalarına rağmen, koruma altındaki bu dört (ulusal, etnik, ırksal ve dini) gruba mensup kadınlara yönelik, bu grubun tümünün ya da bir bölümünün yok edilmesini amaçlayan bir takım saldırılar soykırım oluşturabilir.

Ruanda için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi´nin bir Duruşma Dairesi 1998 tarihli dönüm noktası oluşturan Akayesu kararında, tecavüzün koruma altındaki bir grubun, üyelerine yönelik ciddi bedensel ve zihni zarar yoluyla, yok edilmesi için bir yöntem olarak kullanılması halinde soykırım teşkil edeceğine hükmetmiştir. Ayrıca Mahkeme kararında tecavüzün bir gruptaki doğumları engelleme aracı olarak kullanılabileceği açıklamıştır. Örneğin, etnik kökenin babanın kimliğine göre belirlendiği toplumlarda bir kurbana onu hamile bırakmak üzere tecavüz etmek kurbanın kendi grubuna dahil bir çocuk doğurmasını engelleyebilmektedir.

İnsanlığa karşı suçlardan hangileri özellikle kadınları ilgilendirir?

Madde 7 (1) (g) tecavüz, cinsel kölelik, zorla fuhuş, zorla hamilelik, zorla kısırlaştırma ve benzer ağırlıktaki cinsel şiddetin diğer biçimlerini insanlığa karşı suç olarak kabul eder. Ayrıca köleleştirme suçuna kadın ticaretinin dahil olduğunu açıkça tanır. Bunlara ek olarak madde 7 (1) (h) herhangi bir teşhis edilebilir gruba ya da topluluğa karşı, diğerlerinin yanı sıra, toplumsal cinsiyet temelinde uygulanan zulüm, eğer Uluslararası Ceza Mahkemesi´nin yargı yetkisine giren diğer suçlarla birlikte işlenirse, bunun da insanlığa karşı suç olduğunu ifade eder.

Bu suçların, sivil bir nüfusu hedef alan yaygın ve sistematik bir saldırının bir parçası olarak, böyle bir saldırıya ilişkin bir devlet ya da örgüt politikasını takip ederek ya da ilerletmek için, işlenmiş olması gerekir. Statüde yer alan "saldırı" kavramının askeri saldırının yanı sıra yasa koymayı da içine alabilecek başka önlemleri de dahil olmak üzere özel bir anlamı vardır (Bilgi Notu 4´e bakınız).

Statüde özellikle kadınları ilgilendiren savaş suçları yer alıyor mu?

8. Madde, münferit olan tecavüz, cinsel kölelik, zorla fuhuş, zorla hamilelik, zorla kısırlaştırma ve diğer cinsel şiddet biçiminde 1949 Cenevre Sözleşmeleri´nin ortak üçüncü maddesinin ağır ihlali oluşturan fiillerin, eğer uluslararası ya da uluslararası olmayan silahlı çatışmalar (Bilgi Notu 4´e bakınız) esnasında işlenirlerse, savaş suçu olarak kovuşturabilmesini öngörür. Bu tür savaş suçlarının tanımı temelde cinsel şiddet yoluyla işlenen insanlığa karşı benzer suçların tanımıyla aynıdır.

Uluslararası Ceza Mahkemesi´nde kadınların oynayacağı rol nedir?

Savcı ve Mahkeme Katibi, memurların görevlendirilmesinde "en yüksek verimlilik, yetkinlik ve dürüstlük standartlarını sağlama’ya ve kadınların ve erkeklerin adil temsili ile kadınlara yönelik şiddet dahil spesifik konularda uzmanlık ihtiyaçlarını içeren yargıçların seçim kıstaslarını göz önünde bulundurmaya, Madde 44 (2) uyarınca yükümlüdürler. Bu zorunluluk özellikle, kadınlara karşı şiddete ilişkin etkili ve duyarlı bir biçimde delil toplamada deneyimli olması gereken soruşturmacıların atanmasından sorumlu olan Savcı konusunda önemlidir.

Yargıç olarak yer alan kadınlar olacak mı?

Madde 36 (8) (a), Taraf devletlerin yargıçların seçiminde, mahkeme üyeliğinde kadın ve erkek yargıçların adil temsilini ve Madde 36 (8) (b) kadınlara yönelik şiddet dahil spesifik konularda hukuki uzmanlık sahibi yargıçların da mahkemede yer alması ihtiyacını dikkate almalarını öngörür.Taraf devletlerin mahkemede kadın ve erkek yargıçların adil bir biçimde temsil edilmesi ve yargıçların kadınlara yönelik şiddet konusu da dâhil, belirli konularda gereken hukuksal uzmanlığı taşımaları ihtiyacını dikkate almaları gerekmektedir. Roma Statüsü’nün yargıçların seçimine ilişkin 36ncı maddesinde yargıçların seçiminde kadın-erkek dengesinin korunmasına dikkat edileceği belirtilmiştir. Bu,  tüm uluslararası mahkeme ya da divanlar içinde, kadın yargıçların temsili açısından en yüksek orandır. Aslında, geçtiğimiz yüzyılda uluslararası mahkeme ve divanlarda görev alan kadınların sayısı yok denecek kadar azdır. Yaklaşık 65 yıllık tarihinde Uluslararası Adalet Divanında tek bir kadın yargıç görev yapmıştır. 29 yıllık tarihi içerisinde Deniz Hukuku Mahkemesine hiç kadın yargıç seçilmemiştir. Bu yönüyle UCM, hukuk tarihi açısından olduğu kadar kadın hakları açısından da önemli bir yere sahiptir.

Uluslararası Ceza Mahkemesi´nde kadınların ihtiyaçlarına yönelik özel bir ofis olacak mı?

Madde 43 (6) Mahkeme Katibinin Mahkeme Kalemi dahilinde Savcıya ve Uluslararası Ceza Mahkemesi´ne danışmanlık yapacak bir Mağdurlar ve Tanıklar Birimi´ni oluşturmasını öngörür. Bu danışmanlık, özellikle uygun koruyucu önlemleri, güvenlik düzenlemelerini, Uluslararası Ceza Mahkemesi´nin önündeki birçoğu kadın olacak mağdurlara, tanıklara ve tanıklık ettikleri için tehlike altında bulunan diğer kişilere danışmanlık ve yardım sağlamayı kapsar. Bu Birimdeki görevlilerin cinsel şiddet nedeniyle meydana gelenler dahil travma konusunda uzmanlık sahibi olmaları gerekmektedir.

Uluslararası Ceza Mahkemesi´nin kadın mağdur ve tanıkları koruma zorunluluğu var mıdır?

Roma Statüsü’ne göre Uluslararası Ceza Mahkemesi bir bütün olarak, mağdur ve tanıkların güvenliğinin, fiziksel ve ruhsal sağlıklarının, saygınlık ve özel hayatlarının korunması için uygun tedbirleri almakla görevlidir. Koruma, yardım ve destek yargılamanın tüm aşamalarında Mahkeme’nin yetkisinin ayrılmaz bir parçasıdır. Yetersiz koruma, mağdurları yargılamaya katılmaktan caydıracak ve dolayısı ile Mahkeme’nin gerçeği ortaya çıkarma ve adaleti sağlama yetkisini tehlikeye düşürecektir. Kadınlara yönelik bu tür ağır suçlarla itham edilen kişilerin kovuşturmasındaki problemlerden biri bu tür şiddete maruz kalmış kadınların bazılarının tanıklık etmekten çekinmeleridir. Bu nedenle madde 68 (1), Uluslararası Ceza Mahkemesi´nin, özellikle cinsel ya da toplumsal cinsiyet şiddeti içeren suçların, mağdurlarının ve tanıkların güvenliklerini, fiziksel ve psikolojik rahatlıklarını, onurlarını ve masumiyetlerini koruyacak önlemleri almasını öngörür. Bunu yaparken mahkeme yaş, toplumsal cinsiyet, sağlık ve cinsel ya da toplumsal cinsiyet temelli şiddet olup olmayışı dahil suçun niteliği gibi tüm ilgili faktörleri göz önünde bulundurmalıdır. Bu önlemler sanığın hakları ile adil ve tarafsız bir yargılamaya zarar vermemeli veya bunlarla çelişmemelidir.

Kadın mağdur ve tanıklar nasıl korunacaklar?

Kadınlara karşı ciddi suçlar işleyen kişilerin yargılanmalarıyla ilgili sorunlardan birisi, bu şiddete maruz kalan kadınların ifade verme konusunda isteksiz davranmalarıdır. Sonuç olarak, UCM’nin özellikle cinsel ya da cinsiyetle ilgili şiddetin kullanıldığı suçlarda mağdurların ve tanıkların güvenliklerini, fiziksel ve ruhsal sağlıklarını, onurlarını ve saygınlıklarını korumak için gereken tedbirleri alması gerekmektedir. Bu tür tedbirler önyargıya dayanmamalı; suçlanan kişilerin haklarına ve adil ve tarafsız bir yargılamaya aykırı olmamalıdır.

UCM’nin bununla ilgili olarak aldığı önlemler:

Kamuya açık oturum ilkesine bir istisna olarak, Madde 68 (2), mağdurların ve tanıkların ya da bir sanığın korunması için, Ön-Dava, Dava ya da İstinaf Dairelerinin davanın herhangi bir kısmının in camera (basına ve kamuya kapalı olarak) yapabileceğini ya da kanıtların elektronik veya diğer özel araçlarla sunumuna izin verebileceğini belirtir. Bu önlemler, özellikle cinsel şiddet mağdurları için tüm koşullar, özellikle de mağdur ve tanıkların görüşleri dikkate alınarak uygulanacaktır.

Ayrıca Madde 21 (3)´nde Statü'nün, Suç Unsurları´nın, Usul ve Tanıklık Kuralları´nın ve ilgili mevzuatın yorumu "uluslararası olarak tanınmış insan haklarıyla çelişmemeli ve cinsiyet gibi temellerinde olumsuz ayrıma yol açmamalıdır" temel ilkesi ifade edilmiştir.


ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ - ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ

BİLGİ NOTU 8 - ÇOCUKLAR İÇİN ADALETİN SAĞLAMASI

"... UNICEF, sürekli ve tam yetkili bir Uluslararası Ceza Mahkemesi oluşturulması yoluyla, tecavüzün bir savaş silahı olarak kullanılması dahil, çocuklara yönelik vahşetle mücadelenin gereğinde ısrar etmektedir. Soykırım ve etnik temizlik ile diğer telaffuz edilemez suçlara sebebiyet verenler bilmelidirler ki güneşin doğacağı ne kadar kesinse sorumluların hesap verecek olmaları ve cezasızlıklarının sürmeyeceği de o kadar kesindir."

Carol Bellamy, Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu İcra Direktörü, Barış İçin La Haye Çağrısı´nın açılış oturumuna konuşması. La Haye, Hollanda, 12 Mayıs 1999

Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüyü´nün (Statü) Başlangıç kısmı yirminci yüzyıl boyunca "milyonlarca çocuğun insanlığın vicdanını derinden sarsan, tasavvur edilemez vahşet eylemlerinin mağdurları olduklarını" kabul eder. Statü´te, çocuklara karşı işlenen suçları kapsayan ve çocuk mağdur ve tanıkların Uluslararası Ceza Mahkemesi´ndeki (UCM) kovuşturmalar süresince korunmalarına yönelik hükümler bulunmaktadır.

Roma Statüsü, UCM’ye savaş suçları, saldırı suçu, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçu konusunda yargı yetkisi tanımaktadır. Bu kapsamda, tecavüz, cinsel kölelik, zorla fuhuş, zorla hamile bırakma, zorla kısırlaştırma veya benzer ağırlıkta diğer cinsel şiddet biçimleri hem savaş suçu hem de insanlığa karşı suç olarak kabul etmektedir [Madde 7(1)(g), 8(2)(b)(xxii), (e) (vi)]. Çocuklar bu suçların çoğunun mağdurları olabilmektedir.

Bu suçlarla ilgili Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Ek Protokollerinde yer alan normlar şunlardır:


•    “Bu sözleşmeye Taraf Devletler, çocuğun(…) bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suiistimale, ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için (…) bütün önlemleri alırlar.” ( ÇHS,Madde 19(1))

•    “ Taraf Devletler, çocuğu, her türlü cinsel sömürüye ve cinsel suiistimale karşı koruma güvencesi verirler. Bu amaçla taraf devletler özellikle:
- Çocuğun yasa dışı bir cinsel faaliyete girişmek üzere kandırılması veya zorlanmasını,
- Çocukların, fuhuş, ya da yasadışı diğer cinsel faaliyette bulundurularak sömürülmesini;
- Çocukların pornografik nitelikli gösterilerde ve malzemede kullanılarak sömürülmesini,
Önlemek amacıyla ulusal düzeyde ve ikili ile çok taraflı ilişkilerde gerekli her türlü önlemi alırlar.” ( ÇHS, Madde 34)

•    “ Her Taraf devlet ( çocuk satışı ve çocuk fahişeliğiyle ilgili) bu fiilleri, ağırlığına uygun cezalarla cezalandırabilir suçlar haline getirecektir.” [ ÇHS’ye Ek Seçmeli Protokol: Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pronografisi, Madde 3(3) ]

Hangi suçlar özellikle çocukları etkiler?

Statü, Uluslararası Ceza Mahkemesi´ne soykırım, insanlığa karşı diğer suçlar ve savaş suçları konusunda yargı yetkisi verir. Çocuklar bu suçların çoğunun mağdurları olabilmelerine karşın, Statü özellikle çocukları ilgilendiren üç çeşit suç hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi´ne yetki vermektedir: çocukların transfer edilmesi yoluyla soykırım, çocuk ticareti yoluyla işlenen insanlığa karşı suç ve çocukların silahlı çatışmalara asker olarak alınmaları ya da çatışmalarda kullanılmaları.

Çocukların transfer edilmesi yoluyla soykırım nedir?

Madde 6 daki soykırım tanımı açıkça ulusal, etnik, ırksal ya da dini bir grubun tümünü ya da bir bölümünü yok etme amacıyla, "zor kullanılarak bir grubun çocuklarının diğer bir gruba transferinin" de soykırım kapsamına girdiğini ifade eder. Bu suçlarla ilgili Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Ek

Protokollerinde yer alan normlar şunlardır:


• “Taraf Devletler, yasanın tanıdığı şekliyle çocuğun kimliğini; tabiiyeti, ismi ve aile bağları dâhil, koruma hakkına saygı göstermeyi ve bu konuda yasa dışı müdahalelerde bulunmamayı taahhüt ederler.” [ÇHS, Madde 8(1)]

• “(…)Taraf Devletler, çocuğun ebeveynlerinden, onların rızası dışında ayrılmamasını güvence altına alırlar.” [ÇHS, Madde 9]

Ya çocuk ticareti?

Madde 7 (2) (c) deki köleleştirme yoluyla işlenen insanlığa karşı suçun tanımı, çocuk ticareti yapılırken bir kişi üzerinde sahiplik yetkisini kullanmayı da kapsayan bu suça özellikle maruz kalma riskini taşıyan bir grubun çocuklar olduğunu kabul eder. Bu suçlarla ilgili Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Ek Protokollerinde yer alan normlar şunlardır:


• “Taraf Devletler, her ne nedenle ve hangi biçimde olursa olsun, çocukların kaçırılmaları, satılmaları veya fuhuşa konu olmalarını önlemek için ulusal düzeyde ve ikili ve çok yanlı ilişkilerde gereken her türlü önlemleri alırlar.” [ÇHS, Madde 35]

• “Her Taraf Devlet [çocuk satışı ve çocuk fahişeliğiyle ilgili] bu fiilleri, vehametini dikkate alan uygun cezalarla cezalandırılabilir suçlar haline getirecektir.” [ÇHS’ye Ek Seçmeli Protokol: Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi, Madde 3(3)]

Bütün çocuk askerler şimdi yasaklandı mı?

Statünün en önemli başarılarından biri de uluslararası hukukta ilk kez, çocuk askerlerin askere kaydını, askere alınmasını ve onların savaşta kullanımını savaş suçu olarak dahil etmesidir. Madde 8 (2) (b) (xxvi)´ e göre, 15 yaşın altındaki çocukları silahlı kuvvetlere ya da bir silahlı gruba kaydetmek, askere almak ya da onların uluslararası silahlı çatışmalarda aktif olarak çarpışmalara katılmaları için kullanmak bir suç olarak kabul edilir. Ayrıca madde 8 (2) (e) (vii) uluslararası olmayan silahlı çatışmalar için de benzer bir yasaklamayı içerir.

Statüyü kabul eden devletlerce getirilen yaş sınırı 15 olmasına rağmen bu sınır Uluslararası Af Örgütü ve sivil toplumun diğer birimlerince istenen 18´ den aşağıdadır, onun konulması Statünün kabulünden sonra bu konuyla ilgili ilerlemelere önemli ölçüde katkı sağlayacak bir faktör olmuştur.

Bu suçlarla ilgili Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Ek Protokollerinde yer alan normlar şunlardır:

•   “Taraf Devletler,   on beş yaşından küçüklerin çatışmalara doğrudan katılmaması için uygun olan bütün önlemleri alırlar.” [ÇHS, Madde 38(2)]

• “Taraf Devletler, özellikle on beş yaşına gelmemiş çocukları askere almaktan kaçınırlar.” [ÇHS, Madde 38(3)]
• “Taraf Devletler silahlı kuvvetlerinin 18 yaşına erişmemiş mensuplarının muhasamata doğrudan doğruya katılmalarının önlenmesi için mümkün olan tüm önlemleri alacaklardır.” [ ÇHS’ye Ek Seçmeli Protokol: Çocukların Silahlı Çatışmalara Dahil Olmamaları, Madde 1 ]
• “Taraf Devletler 18 yaşına erişmemiş kişilerin silahlı kuvvetlerine zorunlu olarak alınmamasını sağlayacaklardır.” [ÇHS’ye Ek Seçmeli Protokol: Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmamaları, Madde 2]

UCM’nin 18 yaşından küçük çocukları yargılama yetkisi var mı?


Hayır. Roma Statüsü madde 26’da, “İsnat olunan suçun işlendiği tarihte 18 yaşın altında olan hiçbir şahıs hakkında Mahkemenin yargı yetkisi yoktur” denilmektedir.  Öte yandan bu hüküm,  devletlerin 18 yaşından küçük olanların işlediği soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarını yargılamasına engel değildir.

Bu konuyla ilgili Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Ek Protokollerinde yer alan normlar şunlardır:

• “Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.” [ÇHS, Madde 3(1)]

• “Hiçbir çocuk yasadışı ya da keyfi biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılmayacaktır.  Bir çocuğun tutuklanması,  alıkonulması veya hapsi yasa gereği olacak ve ancak en son başvurulacak bir önlem olarak düşünülüp, uygun olabilecek en kısa süre ile sınırlı tutulacaktır.” [ÇHS, Madde 37(b)]

•  “Taraf  Devletler,  hakkında  ceza  yasasını  ihlal  ettiği  iddiası  ileri  sürülen, bununla itham edilen ya da ihlal ettiği kabul olunan çocuk bakımından, yalnızca ona uygulanabilir yasaların, usullerin, onunla ilgili makam ve kuruluşların oluşturulmasını teşvik edecek(tir).” [ÇHS, Madde 40(3)]

• “Koruma tedbiri, yönlendirme ve gözetim kararları, danışmanlık, şartlı salıverme, bakım için yerleştirme, eğitim ve meslek öğretme programları ile kurumsal bakım seçeneklerine alternatif diğer seçeneklerin uygulanmasında, çocuklara durumları ve suçları ile orantılı ve kendi esenliklerine olacak biçimde muamele edilmesi sağlanacaktır.” [ÇHS, Madde 40(4)]


Statü´de çocuk mağdurların ve tanıkların daha fazla travmaya uğramalarını engelleyecek hangi önlemler yer alıyor?

Madde 68 (1) Mahkemenin bütün mağdur ve tanıkların güvenliklerinin, fiziksel ve psikolojik rahatlıklarının, onurlarının ve masuniyetlerinin korunması için gerekli tedbirleri alınmasını gerektirir. Bunu yaparken Mahkeme, yaş ve suçun niteliğini, özellikle çocuklara yönelik şiddet dahil konuya ilişkin bütün unsurları dikkate alacaktır.

(1) Mahkeme´de çocuklara yönelik şiddet konusunda uzman olan kişiler bulunacak mı?

Madde 36 (8) (b) Taraf devletlerin çocuklara yönelik şiddet konusunda uzmanlık sahibi yargıçlara olan ihtiyacı dikkate almalarını gerektirir. Madde 42 (9)´ a göre Savcı´nın çocuklara yönelik şiddet konusunda hukuki uzmanlık sahibi danışmanları görevlendirmesi gerekir. Ayrıca Madde 44 (1)´ e göre Savcı ve Mahkeme Katibi kendi memurlarının görevlendirilmesinde çocuklara yönelik şiddet konusunda uzmanlık sahibi olma zorunluluğunu göz önünde bulundurmalıdır.

Usul ve Tanıklık Taslak Kuralları - ki bunlar Uluslararası Ceza Mahkemesi Taraf Devletler Meclisi´nin ilk toplantısında onaylanacaktır -, çocukların katılımını ve tanık olarak korunmalarını kolaylaştırmak için Mağdur Koruma Birimi´nin, uygun olduğu ölçüde ve çocuğun ebeveynlerinin ya da yasal vasisinin onayı ile davanın her aşamasında çocuğa yardımcı olacak bir çocuk destek kişisinin atabileceğini öngörmektedir.

(2) Mahkeme tarafından çocuklara nasıl davranılacak?

Madde 68 (1) Suçun etkili soruşturma ve kovuşturulması süresince Savcı´nın, mağdurların ve tanıkların kişisel koşulları ile çıkarlarını ve özellikle çocuklara yönelik şiddet içeren bir suç için, yaş ve suçun niteliğini de göz önünde bulunduracak gerekli önlemleri alması gerektiğini ifade eder.

(3) Çocuklar tanıklık ettiklerinde nasıl korunabilecekler?

Madde 68 (2) Uluslararası Ceza Mahkemesi´ne çocuk mağdur ve tanıkları korumak amacıyla, tüm şartlar, özellikle mağdur ya da tanığın görüşleri göz önünde bulundurularak, Uluslararası Ceza Mahkemesi´nce başka bir yol öngörülmediği sürece, davanın herhangi bir bölümünün "in camera (basına ve kamuya kapalı) yapılmasına ya da kanıtların elektronik veya diğer özel araçlarla sunulmasına" izin verir.

Usul ve Tanıklık Taslak Kuralları ayrıca, Uluslararası Ceza Mahkemesi´nin çocuk mağdurun ya da tanığın korunması için gerekli olduğunu düşündüğü, tanığın ifade vermesini kolaylaştıracak önlemler gibi, ancak bununla sınırlı kalmayarak, başka önlemleri alabilmesine imkan vermektedir.
Roma Statüsü’ne göre koruyucu tedbirlerin alınması şu şekilde düzenlenmektedir;

- Savcı, UCM’nin görev alanına giren suçların soruşturulmasında ve kovuşturulmasında, mağdurların yaş, cinsiyet ve sağlık durumunu ve özellikle çocuklara yönelik şiddet gibi, suçun niteliğinden kaynaklanan tüm unsurları dikkate almalıdır. [Madde 54.1(b); Madde 68.1]

- Ön Dava, Dava ve İstinaf Daireleri, açık duruşma ilkesine bir istisna olarak, mağdurları, tanıkları ya da suçlanan kişileri korumak için yargılamanın herhangi bir aşamasını gizli (basına ve kamuya kapalı) oturumda görebilir ya da delillerin elektronik ya da başka türden özel bir araçla sunulmasına izin verebilir. Mağdurun çocuk olması durumunda, bu tedbirler özellikle mağdur ya da sanığın görüşleri alınarak ve bütün koşullar değerlendirildikten sonra uygulanır. [Madde
68.2]

- Yazı İşleri Bürosu Başkanı tarafından kurulacak Mağdurlar ve Tanıklar Birimi, mağdurlar ve tanıklar için koruyucu önlemleri almakla yükümlüdür. Bu birim çocukların ihtiyaçlarını özellikle dikkate almalıdır.  Birim,  çocukların tanık olarak katılımını ya da korunmasını kolaylaştırmak için, uygun olduğunda ve ebeveynlerin ya da vasinin muvafakatiyle, bir çocuğa yargılama işlemlerinin tüm aşamalarında yardımcı olacak bir çocuk destek görevlisi atayabilir. [Madde
43.6; Usul ve Delil Kuralları, Kural 17,3, Kural 86]

Uluslararası Ceza Mahkemesi bir çocuğa karşı kovuşturma açabilir mi?

Hayır. Madde 26 açıkça Uluslararası Ceza Mahkemesi´nin suçun işlendiği anda 18 yaşından küçük olan hiç kimseyi yargılamaya yetkili olmadığını ifade eder. Fakat bu hüküm hiçbir devletin 18 yaşından küçük olanların işlediği soykırım, insanlığa karşı diğer suçlar ve savaş suçları gibi suçları yargılamasına engel değildir.

ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ - ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ

BİLGİ NOTU 9 - ADİL YARGILANMA GÜVENCELERİ

“Herkesin, hak ve yükümlülükleri belirlenirken ve kendisine bir suç yüklenirken, davasının tam bir şekilde bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakça ve açık olarak görülmesini istemeye hakkı vardır.”

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Madde 10

“Herhangi bir yerdeki adaletsizlik, her yerdeki adaleti tehdit eder.”

Dr. Martin Luther King Jr.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüyü, her hangi bir suçlamanın belirlenmesinde, soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarından itham edilen kişileri kamuya açık ve adil bir duruşma tarafsızca sağlayacak uluslararası yasa ve standartlarda adil yargılanma hakkının temel garantilerini içerir. Bir çok önemli konular içinde, yasa garantileri diğer uluslararası belgelerden daha büyük bir koruma sağlar. Uluslararası Ceza Mahkemesi için Hazırlık Komisyonu, bu yasaya uygun garantileri yürürlüğe koymak için düzenlenmiş Delil ve Usul Kuralları’nı, Taraf Devletler Asamblesi’nde kabul edilmek üzere 30 Haziran 2000 tarihinde tamamlamıştır.

Uluslararası Ceza Mahkemesi, devletlerin ulusal mahkemelerinin yargısal alanına girmemektedir, bu sebeple yargılanan suçlar konusunda ulusal mahkemeler her zaman yargı yetkisine sahiptir. Roma Statüsü’nde yer alan Tamamlayıcılık İlkesi’ne göre ulusal mahkemeler görevini yerine getirmez veya getiremez durumda ise UCM bu noktada rol almaya başlar. Bu sebeple ulusal mahkemeler birincil, UCM’nin yargı yetkisi ikincil konumdadır.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin soruşturma açmak için yetkili olduğu durumlar:

1.Suçun Roma Statüsü’ne taraf bir devletin sınırları içinde işlenmesi halinde,

2.Suçu işleyenin Roma Statüsü’ne taraf bir devletin vatandaşı olması,

3.İstisnai durumlar, Roma Statüsü’nü onaylamayan bir devlet, suç karşısında mahkemenin yargı yetkisini kabul ettiğine dair bildirimde bulunduğunda,

4.İstisnai olarak, işlenen suçların uluslararası barış ve güvenliği tehdit veya ihlal ettiği durumlarda BM Güvenlik Konseyi durumu BM Şartı Bölüm 7’ye uygun biçimde mahkemeye gönderdiğinde.

Yukarıda belirtilen durumlar sağlanıyor ve mağdur ya da ailesini içerecek şekilde herhangi bir kaynaktan gelen bilgiye dayanarak, işlenmiş bir veya birden fazla suç söz konusu oluyorsa mahkeme savcısı soruşturma başlatabilir. Ayrıca Roma Statüsü’nü onaylayan devletler bir veya birden fazla suçun olduğu durumlarda savcıdan soruşturma başlatması için talepte bulunabilir. Roma Statüsü’ne taraf olmayan bir devletin topraklarında gerçekleşen ihlallerde BM Güvenlik Konseyi durumu savcıya bildirdiğinde UCM yargı yetkisine sahiptir. Tüm bu durumlarda soruşturma ve soruşturma üzerinden temellenen hukuki onaya bağlı olarak bir dava açılıp açılmayacağına karar vermek mahkeme savcısına aittir. Bu nedenle, UCM savcısı gerekli şartlar sağlanıyorsa, herkes hakkında dava açabilme yetkisine sahiptir. Savcının bu konumu UCM’nin siyasi yönlendirmeli soruşturma ve kovuşturma yapmasının önüne geçerek, adalet yararının gözetilmesini sağlamaktadır.

Savcılık makamı, bağımsız davranmakla mükelleftir. Savcı hem soruşturma açmak hem de dava başlatmak için mahkemenin Ön Dava Dairesi’nden izin talep etmelidir, BM veya devletler bu talebe itiraz edebilir. Roma Statüsü savcının taleplerini BM ve devletlere, onların taleplerini de savcıya denetlettirme ardından tüm taleplerin mahkeme yargıçları tarafından onaylanması şeklinde olan çoklu kontrol sistemine sahiptir.

UCM'de Uygulanan Hukuk Nedir?

Roma Statüsü’nün 21. Maddesi, Mahkeme önünde uygulanacak hukuk kaynakları için bir hiyerarşi görür:

UCM için birincil hukuk kaynakları, Roma Statüsü ve onunla birlikte Suçun Unsurları ve Usül ve Delil Kuralları,

İkinci olarak “ uluslararası hukukun kuralları ve prensipleri ile uygulanabilir sözleşmeler” dir.

Son olarak, yargıçlar hukukun genel prensiplerini göz önüne alabilir. “ Mahkeme tarafından uluslararası hukuk ve uluslararası alanda kabul görmüş norm ve standartlar ve Statü ile çelişmemesi halinde suç üzerine olağan yetkisi bulunan devletin ulusal mevzuatı dahil dünyadaki mevcut hukuk sisteminin ulusal yasalarından türetilen hukuk kuraları” dikkate alınır.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanan tüm kişilere suçlu muamelesi mi yapılacak?

Íkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana kurulmuş olan dört ad hoc Uluslararası Ceza Mahkemesinden her biri sanığı, kendisine yöneltilen suçlamaların hepsinden ya da bir kısmından beraat ettirmiştir. Böylelikle denebilir ki, tüm suçlanan kişilerin aksi kanıtlanıncaya kadar suçlu sayılamayacakları şeklindeki temel adil yargılanma prensibinin madde 66 (1)de yeniden belirtilmiş olması, UCM’den önce de uygulandığı için sürpriz olmayacaktır. Uluslararası belgelerde ilk defaya mahsus olmak üzere, madde 66 (3) UCM’nin, suçlanan kişilerin suçlu olduğu konusunda makul şüphenin ötesinde ikna edilmesini vurgulayarak şart koşar. Madde 66 (2), bu ispat külfetine uygun olarak duruşma boyunca kanıtlama yükümlülüğünü savcının taşımasını vurgular ve madde 67 (1)(i), sanığa yönelik ispat yükü ile ileri sürülen delili mukabil delil ile çürütme yükünü yasaklar.Masumiyet karinesine uygun olarak madde 67 (1)(g), suçlanan kişilerin duruşma sırasında sessiz kalma haklarının olduğunu, bu durumun ikrar ya da masumiyet anlamına gelecek şekilde anlaşılamayacağını açıkça belirtir.

Bir Kişi Aynı Suçtan İki Kere Yargılanır Mı?

Eğer UCM tarafından bir kişi yargılanmış veya beraat etmişse bu kişi başka bir mahkeme tarafından yargılanamaz.  Aynı prensip doğrultusunda Roma Statüsü’nde sayılan bir suç nedeniyle başka bir mahkemede yargılanan hiç kimse aynı fiil nedeniyle UCM’de tekrar yargılanamaz, ancak diğer mahkemedeki yargılama suçlanan kişiyi koruma adına düzenlenirse ve bu mahkeme uluslararası hukukun öngördüğü şekilde bağımsız ve tarafsızca yargılanmadığı durumda durum değişir.


Soruşturma sırasında şüphelilerin ve diğerlerinin hakları nelerdir?

Madde 55, soruşturma sırasında hiç kimsenin kendisini suçlama, suçlu olduğunu itiraf etme, cebir, şiddet, tehdit, işkence ya da kötü muameleye tabi tutulma; ya da keyfi yakalanma ve kanunsuz göz altına alınmaya tabi tutulmaya maruz bırakılmaması gerektiğini belirtir. Ek olarak, her kişinin soruşturma sırasında eğer ihtiyaç duyulursa ve herhangi bir çeviri gerekirse yetkili bir tercümanın özgür yardımını alma hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Eğer duruşma sırasında bir kişi suçlanıyorsa ulusal otoriteler ve Savcı, bu kişiye ne ile suçlandığı konusunda sorgulamadan önce bilgi vermelidir. Her soruşturmadan önce, kişiye aşağıdaki hakları belirtilmelidir: Suçluluk ya da masumiyet anlamına gelmeyecek biçimde sessiz kalma, kendi seçimiyle avukat tutma, eğer avukatı kişi karşılayamayacaksa ücretsiz olarak bir avukat atanmasını isteme ve avukatı mevcudiyetinde sorgulanma.

Savcının, sanığın masumiyetini belirten bir kanıtı ileri sürme konusunda bir görevi var mı?

Madde 54 (l) (a)’ya göre, “savcı, gerçeği oluşturmak için, Statüye göre bir cezai sorumluluk olup olmadığının değerlendirilmesiyle ilgili tüm gerçekleri ve delilleri kapsayacak şekilde soruşturmayı genişletecek ve böyle yapmakla da, suçlu duruma geçiren ya da temize çıkaran durumları eşit olarak soruşturacaktır”. Ek olarak madde 67 (2), savcının “kendi elinde olan veya kontrolünde bulunan ve sanığın masumiyetini gösteren veya gösterebilecek olan ya da sanığın suçunu azaltabilecek olan veya kovuşturmaya neden olan delillerin sağlamlığını sarsacak delillerin tümünü en kısa sürede dermeyan etmeye mecburdur” demektedir.

Eğer kanıt hukuka aykırı olarak elde edilirse ne olur?

Madde 69 (7); eğer ihlal, delilin güvenilirliği konusunda ciddi şüphelere neden olmuşsa ya da delilin kabulü yargılamaya çok ters düşecek ve yargılamanın bütünlüğüne ciddi şekilde zarar verecek ise, Statüyü ihlal ederek alınan ya da kabul edilen Uluslararası İnsan Hakları Kuralları’na aykırı olarak elde edilen bu delilin delil olarak kullanılması yasaktır hükmüne yer vermektedir.

Eğer kişi suçunu kabul ederse ne olur?

UCM, ikrarın savunma avukatı ile yeterli görüşmelerden sonra gönüllü ve iradi olarak verildiği veya sanığın bu beyanının doğasını ve sonuçlarını anladığı konusunda yeterince tatmin olmamışsa, ikrarı ya da suçlunun itirafını önemsememek görevi altındadır.

Sanık yakalamadan sonra hangi haklara sahiptir?

Madde 67 (1), sanığın cezanın mahiyeti, nedeni ve içeriği konusunda düzgünce ve ayrıntılı olarak bilgilendirilmesini garanti eder. Madde 59 (1)’e göre ; sanık, yakalamanın gerçekleştiği ülkede sanığın haklarına saygı gösterilmesini gözetecek yetkili mahkeme önüne çıkarılmalıdır. Sanık, madde 59 (3) uyarınca geçici salıverilme için ulusal mahkemeye başvurabilir, ya da madde 60 (2) uyarınca bu istemi Ön-Dava Dairesi’ne yöneltebilir. Madde 60 (3) ise Ön-Dava Dairesi’nin peryodik olarak veya sanık ya da Savcı’nın istemiyle tahliye veya tutuklamanın devamına karar vermesini öngörmektedir.

Sanığın bir avukat bulundurmaya hakkı var mı?

Madde 67 (1) (b), sanığın avukatı ile serbestçe görüşmesi ve savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve imkanların tanınmasını; madde 67 (1) (d) adaletin gereği olarak sanığın her durumda avukat edinebilme hakkından, eğer avukat edinebilecek parası yoksa ücretsiz olarak hukuki yardım alabilme hakkından haberdar edilmesini şart koşar.

Sanık, UCM’nin çalışma dillerden birini anlayamıyor veya konuşamıyorsa ne olacak?

Sanık, UCM tarafından kullanılan dili konuşamıyorsa, ücretsiz olarak ehli bir tercümanın yardımıyla beraber tüm gerekli tercümelerden yararlandırılacaktır.

Sanığın diğer haklarından bazıları nelerdir?

Madde 67’de belirtilen diğer hakların yanı sıra, yasaya aykırı bir gecikme olmadan yargılama, tanıkları sorguya çektirmek, tanıkların sorgusu sırasında Savcı ile eşit şartlara sahip olmak ve yazılı savunma ile kendi savunmasını yapabilme sayılabilir.

Sanığın istinafa başvurabilme hakkı var mı?

Madde 81, Dava Dairesi tarafından hakkında bir hüküm verilmiş kişinin usul hatası, maddi hata, hukuki hata veya yargılama ve kararın adilliği ve güvenilirliğini etkileyecek herhangi bir sebepten ötürü İstinaf Dairesi’ne başvurabileceğine cevaz vermektedir. Eğer talep haklı bulunursa, yeni olaylar ile adaletin yanlış tecelli ettiği kabul edilirse, bu yanlışlık sanık tarafından kaynaklanmadıkça sanığın tazminat hakkı doğacaktır.

İstinaftan sonra yeni bir delil ile karşılaşılırsa ne olacak?

İstinaf başvurusu sonuçlandıktan sonra yeni bir delil ile karşılaşılırsa, hükümlü madde 84 uyarınca İstinaf Dairesi’ne delilin dava görülmekte iken ortada bulunmaması, bu durumun sanıktan kaynaklanmaması ve ortaya çıkan yeni delilin farklı bir hüküm ortaya çıkarabileceği şartlarıyla başvurarak yargılamanın yenilenmesi istemini dile getirebilir.

ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ - ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ

BİLGİ NOTU 10 - DEVLETLERİN UCM İLE İŞBİRLİĞİ

"Antlaşma temelinde bir Uluslararası Ceza Mahkemesi´nin pratikte doğru işlemesi, eski Yugoslavya ve Ruanda için kurulan ad hoc Mahkemeler için olduğu gibi, etkili bir devlet işbirliğine bağlı olacaktır."

Louise Arbour, eski Yugoslavya ve Ruanda için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemeleri´nin Savcısı, Uluslararası Ceza Mahkemesi´nin Kurulması hakkında Hazırlık Komisyonu´na yaptığı Açıklama, 8 Aralık 1997.

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ulusal mahkemelerden farklı olarak, bir devletin ceza hukuku sisteminin çökmesi durumdaki olağanüstü durumlarda sınırlı bir soruşma yetkisi hariç, doğrudan bir icra gücüne sahip değildir. Mahkeme tutuklama emirleri icra edemez, ev ya da binaları arayamaz ya da tanıkları mahkemede hazır bulunmaya zorlayamaz. UCM, eğer devletlerin bu türden faaliyetleri yerine getirmesi için rızası yoksa, bu rollerin yerine getirilmesi için ulusal yetkililere bağımlı olacaktır. Bu yüzden, bir soruşturmanın açılmasından bir hükmün icrasına kadar, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüyü´nü (Statü) onaylamış ülkelerin (Taraf devletler) eksiksiz işbirliği UCM´nin etkili bir şekilde çalışması için temel teşkil edecektir.

Taraf devletlerin UCM ile işbirliğine yönelik temel yükümlülüğü nedir?

Her bir Taraf devlet Statüyü onayladığında UCM´nin yargılama yetkisi dahilindeki suçların soruşturulması ve kovuşturulmasında UCM ile "eksiksiz bir işbirliği yapmayı", Madde 86´da uyarınca üstlenir. UCM herhangi bir Taraf devlete işbirliği için talepte bulunabilir.

Taraf devletler diğer devletlerle varolan ulusal işbirliği usullerini kullanabilirler mi?

Taraf devletler, devletlerin UCM ile işbirliğine yönelik yükümlülüklerini ayrıntılı bir şekilde açıklayan Statünün 9. Bölümünde listelenmiş "işbirliğinin bütün biçimleri için kendi ulusal hukukları kapsamında usuller bulunmasını temin etmek" konusunda Madde 88´de anlaşmaya varmışlardır. Bu taahhüt, her bir Taraf devletin ulusal usullerinde işbirliğine yönelik varolan engelleri tasfiye etmek ve ulusal hukukunun, mahkemelerini ve diğer makamlarını, UCM tarafından yapılan taleple eksiksiz bir işbirliği yapmaya mecbur etmesini sağlamakla yükümlü olduğu anlamına gelir.

Statüye taraf olamayan devletlerin UCM ile işbirliği yapma zorunluluğu var mıdır?

Statünün kendisinde, taraf olmayan bir devletin işbirliğini zorunlu kılan açık ve genel bir yüküm yoktur. Bununla birlikte, Madde 87(5), UCM´ye, Statüyü onaylamamış herhangi bir devlete bir ad hoc anlaşma doğrultusunda yardım sağlaması için çağrıda bulunması için yetki verir. Eğer bir devlet böyle bir anlaşmayı kabul ederse, yardım için yapılan talebe uymakla bağlanır. Ek olarak, eğer Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi UCM´ye uluslararası barışı ve güvenliği tehdit eden bir durumu havale ederse, Güvenlik Konseyi taraf olmayan devletlerin UCM´nin yardım talebiyle işbirliğini sağlamak için BM Şartı Bölüm VII kapsamındaki yetkisini kullanabilir.

Taraf devletler bir soruşturma ya da kovuşturma sırasında hangi yardımı sağlamak konusunda anlaşmış durumdadır?

Taraf devletler, tanıkların ve eşyaların teşhis edilmesi ve yerinin belirlenmesi, delillerin elde edilmesi, soruşturulan ya da kovuşturulan kişilerin sorgulanması, hukuki belgelerin tebliğ edilmesi, tanıkların gönüllü olarak ortaya çıkmasının kolaylaştırılması, sahaların muayene edilmesi ve mezarların açılarak incelenmesi, aramaların ve el koymaların yerine getirilmesi, belgelerin sağlanması, mağdurların ve tanıkların ve mevcut delillerin korunması da dahil olmak üzere soruşturmalar ve kovuşturmalar sırasında UCM´ye geniş yelpazede yardımı sağlamak hususunda Madde 93´de anlaşmışlar. Onlar aynı zamanda, özellikle mağdurların yararına, zararının karşılanması amacıyla kullanılmak üzere mal varlığının ve silah ya da araç gibi suç aletlerinin teşhis edilmesini, bulunmasını ve dondurulmasını üstlenirler. Ayrıca, Taraf devletler kendi mevzuatlarında yasaklanmış olmayan herhangi bir diğer yardım biçimini sağlamayı kabul etmişlerdir. UCM´nin etkinliğini arttırmak için, taraf devletler bu tür kısıtlamaları tasfiye etmelidirler.

Taraf devletlerin bir tutuklama ya da teslim için talep aldıkları zaman ne yapmaları gerekir?

Madde 59(1) Taraf devletlerin kendi topraklarında suçlanan bir kişinin tutuklanması ya da teslim edilmesine yönelik UCM tarafından yapılan bir talebe ivedilikle uymalarını gerekli kılar. UCM tutuklama talebine, tutuklama emrini; kişinin teşhis edilmesine imkan veren bilgileri; ve söz konusu ülkedeki teslim sürecinin tamamlanması için gereken belgeleri ekleyerek devletlere sanığın yerini belirlemede yardım etmelidir. Madde 59(2) ve (7) ´de ulusal mahkemelerden sanığın haklarına saygı göstermeleri ve kişinin mümkün olduğunca çabuk teslim edilmesini sağlamaları talep edilmektedir.

Ya ulusal hukuk vatandaşların iade edilmesini yasaklıyorsa?

Bu tür ulusal yasaklar UCM ile ilgili değildir. Madde 102´de açık bir şekilde belirtildiği gibi, bir sanığın Taraf devletlerin kendisi tarafından kurulmuş uluslararası bir kurum olarak UCM´ye teslim edilmesi, bir kişinin bir devletten bir başka devlete iade edilmesiyle ilgili yasal usullerden bütünüyle farklıdır. Bu bir yana, Taraf devletler Madde 86 ´da teslim için yapılan talebe uymak da dahil, UCM ile tam bir işbirliği yapmak konusunda anlaşmışlardır.

Taraf devletlerin sağlamak zorunda oldukları diğer işbirliği biçimleri nelerdir?

Devletler Madde 75(5)´de UCM´nin mağdurlara giderim verilme kararlarının yerine getirilmesi konusunda anlaşmışlardır. Onlar aynı zamanda Madde 70(4)´de, yalan ifade vermek ve tanıkları tehdit etmek gibi UCM tarafından adaletin yerine getirilmesine karşı işlenen ihlalleri ulusal hukuklarında suç saymayı ve UCM tarafından talep edildiğinde bu ihlalleri içeren davaları kendi savcılarına sunmayı yükümlenmişlerdir.

UCM tarafından mahkum edilen kişiler cezalarını nerede çekecekler?

UCM kendisine ait bir hapishaneye sahip değildir. Bundan dolayı mahkumlar cezalarını, mahkumların muamelesine ilişkin, yaygın kabul gören uluslararası antlaşma standartlarıyla çelişmemesi koşuluyla, imkanlarını gönüllü olarak kullandırmayı kabul etmiş Taraf devletlerin tutukevlerinde çekeceklerdir. Devletler hükmü değiştirme ya da düzeltme gücüne sahip olmayacaklardır. Bütün Taraf devletler kendi tutukevlerini UCM´ye sunmalıdır, böylece -küçücük olsa da- yük paylaşılabilecektir.

Ulusal hukukun yetersiz olduğu halde, bir talebin ertelenmesine ya da reddine izin verilir mi?

Taraf devletler yardım için yapılan bir talebe uymalarını erteleyemez ya da talebin gereğini yerine getirmek için yeterli ulusal usullere sahip olmadıkları gerekçesiyle talebe uymayı reddedemezler. Bundan dolayı, Taraf devletler Statü yürürlüğe girmeden ulusal mevzuatlarının UCM ile işbirliği için ihtiyaç duyulan usulleri öngörmesini sağlamak zorundadırlar.

Ya bir devlet soruşturma, kovuşturma ya da kabul edilirlik itirazı halen derdestse?

Madde 94, Taraf devletlere aktif bir soruşturma ya da kovuşturmayı engelleyebilecek bir talebin hemen infaz edilmesini erteleyebilmesi için izin verir, fakat erteleme süresi UCM ile fikir birliği içinde olmalıdır ve erteleme gerektiğinden daha fazla olmamalıdır. Ayrıca, Madde 95 devletlerin, eğer UCM´nin aksi yönde verdiği bir karar yoksa, kabul edilirlik itirazı karara bağlanmadığı sürece bir talebin infazını erteleyebilmesini öngörür.

Ya bir devlet talebe uymanın ulusal güvenliğine zarar vereceğini düşünürse?

Madde 72, bir Taraf devletin son derece sınırlandırılmış koşullar altında, bilgilerin açığa çıkarılması ya da belgelerin verilmesi ulusal güvenlik çıkarlarına zarar verebilecekse bir talebi reddetmesine izin verir. Bununla birlikte, devlet in camera (basına ve kamuya kapalı) duruşma ya da ex parte (devlet dışında herkese kapalı) duruşma gibi bilgi ve belgelerin sağlanması için alternatif bir yolun mümkün olup olmadığını görmek için UCM´ye müracaat etmek zorundadır. Eğer talebin reddinde ısrar etmeye devam ederse ve UCM delillerin sanığın suçluluğunun ya da masumiyetin belirlenmesi için ilgili ve gerekli olduğunu ve devletin Statü kapsamındaki yükümlülüklerine uygun olarak hareket etmediğini belirlerse, konuyu herhangi bir diğer işbirliğini reddetme vakasında olduğu gibi, Madde 87(7)´e göre Taraf Devletler Meclisi´ne, ya da Güvenlik Konseyi´nin havale ettiği bir durum söz konusuysa Güvenlik Konseyine, uygun bir eylem için havale edebilir.

Uluslararası Af Örgütü Uluslararası Adalet Projesinin bir yayınıdır.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi web sayfasından aktarılmıştır. Kaynak www.amnesty.org.tr